Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

Deneme

MUSTAFA ALİ KASAP

MUSTAFA ALİ KASAP

Yıl 1976 Balıkesir Eğitim Enstitüsünde okuyorum. Akşam bölümünde okuduğumuzdan gündüz kendime daha çok zaman ayırabiliyordum. O zamanlar öğrenci olmanın çok zor olduğu dönemlerdi. O dönemin öğrenci olaylarının sıkıntısı bir yana ekonomik sıkıntılarımız bir yana. Akşamları okula gittiğim, gündüzleri Balıkesir Salı Pazarında limon sattığım günler… O güç koşullarda ilk kez gördüğüm bir resim sergisinden sonra çalışmalımla ilgilenen galeri müdürü bana kişisel bir sergi açmıştı.21 yaşında genç bir delikanlıyım. Abartılı giyinmiş bir kalabalık bir resmimin önünde toplanmışlar.

“Ressam bu yapıtında çok iyi bir denge kurmuş, resimdeki espas, doku ve armoni çok iyi… Kadının ellerini abartılı çizerek emeğin yüceliğini anlatıyor olmalı. Hele o lekeler.”

Leke falan deyince utanarak ve korkarak yanlış bir şey yapmış gibi yüzüm kızardı. Hâlbuki ben rahmetli anacığımın resmini yapmıştım yün çorap örerken. Bu sözcükleri ilk kez duyuyor olduğumu söyleyince kafamı okşayarak, beni cesaretlendirmişlerdi.

İçime düşen bir konuya gebe olurum.

Başkaları için resim yapmak, kendileri için dinlendirici rahatladıkları bir uğraştır belki ama benim için bazen kavga, bazen de coşku… Günlerce düşlerini gördüğüm bir konuyu tuvalin karşısına geçtiğimde ortaya çıkarabilmek sancılı olabiliyor benim için. Kalp atışlarımı parmak uçlarımda hissetmeden tuvalin başına geçmem. Resim yaparken yanımda olanları görmem bile. Her şeyden soyutlanırım. Ne var ki tüm çalışmalarımı yalnız yapıyorum. Günün herhangi bir olmadık saatinde ve yapayalnız… Düşlerim, boyalarım, tuvalim tüm dünyam… Benim hissettiklerim tuval üzerinde çok canlı ve hareketli görünüyorsa, bu herhalde atölyemde hissettiğim duygularımın yansıması olmalı. Tuvalimin başına geçip gözlerimi kapadığımda, içimde bunları görmeden elime fırçayı alamam. Tuvalimle konuşmaya başlarız. İçimdeki resmin bitmiş halini gördükten sonra artık yüreğimin paletinde karıştırdığım renkleri tuvale aktarmak kalır. Bu an benim için sancılıdır. Tıpkı bir doğum anı gibi. İçime düşen bir konuya gebe olurum. Günlerce o konuyu beslerim içimde. Yatarken, gezerken, iş yaparken yani günün her anında o konu içimde yavaş yavaş büyür ve gelişir. Bazen en önemli kişilerle en önemli konuşmaları yaparken bile o resmi düşlüyorumdur.

Ödemiş 18 Mart 2005

Günün yorgunluğunu atmak için sırtımı duvara yaslayıp, ayaklarımı masanın üzerine uzattım. Karşımda, tepeleri karlı mor dağların sisli eteğindeki durgun kıpırtısız bir göl manzarasına bakıyorum. Dağların ve etrafındaki ağaçların yansımaları suyun üstüne vurmuş. Eğilmiş söğüt ağaçlarının dalları suyun üstünde küçük halkalar yayıyor. Kıyıda küçük bir kulübe. Etrafında ağaç çitlerden bir avlu. Gökyüzü uçuk mavilikte ve üstünde pembemsi beyaz küçük bulut kümeleri. Ağaçların uçları gökyüzü içinde eriyip gidiyor. Kıyıya iple bağlanmış küçük bir kayık. Havada uçuşan birkaç kuştan başka hiçbir canlı izine rastlanmıyor. Masal gibi bir resim. Kendimi orada düşlüyorum. Kayığa binip resmin dışına çıkıvereceğim sanki.

Ceviz kütüğü üzerindeki bu yağlıboya resmi görünce nasıl da büyülenmiştim. İnce uçlu samur fırça ile zarifçe atılan bu imzada Abidin Görsev ismini okuyorum.

Televizyonda başrollerinde Müjde Ar’ın oynadığı eski bir Türk filmi izlemiştim. Filme iyice dalmışım. Karanlıkta yağmurda telaşla atlarını kırbaçlayarak fayton süren bir adam iki el silah sesiyle vuruluyor ve ağır çekimle yere düşüyor. Ürken atlar, içinde Müjde Ar’ın bulunduğu faytonu savurarak kaçıyor ve gözden kayboluyorlar. Yakın plan çekiminde ağzından kan gelen fayton sürücüsünün Abidin Görsev olduğunu gördüm.

Heyecanla ben de ceviz kütüklerini bu modeldeki gibi kestirip üzerine düşümdeki manzaraları yapmalıyım diye marangozun yolunu tutmuştum.  Bu gün kütük üzerine yaptığım manzaralara imzamı atarken erken yaşlarda kaybettiğimiz bu tabelacı ressam, fotoroman oyuncusu ve müzisyen sanatçımızı boğazım düğümlenerek rahmetle saygıyla anıyorum.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma ait anıları canlandırdığından mı bilmem, eski Türk filmlerini çok severim. Defalarca seyrettiğim halde o eski filmleri bu gün hala ilk kez izliyormuşçasına kendimden geçerek bakarım.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Kafamın içi - 30 Kasım 2020
- 23 Kasım 2020
“Gülün Dikeni” - 16 Kasım 2020
- 9 Kasım 2020
GÜLÜN DİKENİ - 2 Kasım 2020
- 26 Ekim 2020
Yıl 1976 - 19 Ekim 2020
GÜLÜN DİKENİ - 28 Eylül 2020
- 21 Eylül 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ