Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

VİRÜS SALGINLARI

Virüs salgınları yakın tarihli toplumsal bir olay değil. Belki çok öncesi de vardır, kayıtlara geçmeyenler de vardır ama kayıtlara geçen ilk virüs salgını M.S. 165’lere kadar dayanıyor. Aşağıda sırasıyla kısa kısa üzerinde duracağım.

2019 yılının sonlarında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan corona virüs, Türkiye’ye de yayıldı. Son yılların en büyük virüs salgınlarından biri olan corona virüsle ilgili henüz bir ilaç geliştirilmedi. Bilim insanları ve doktorlar corona virüsle ilgili çalışmalarına devam ediyor. Son zamanların en büyük virüs salgınlarından biri olan corona virüsün dışında da dünya genelinde bugüne kadar yayılan pek çok farklı virüs salgını olduğunu biliyoruz. Peki, bu virüsler nelerdi ve dünyaya etkileri ne oldu?

Yüzyılımızın en büyük salgınlarından biri olabilecek coronavirüs ile ülkemiz ve tüm dünya büyük bir mücadele verirken tarihini tozlu sayfalarına şöyle bir göz atmak istedim.

Antoninus Vebası (Galen’in Vebası): M.S. 165-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nda ortaya çıkan salgın, günde iki bin kişinin ölmesine sebep olan, dünyanın ilk büyük salgınlarından biri. Doğu seferinden dönen askerler tarafından yayılan veba salgını, akademisyenler tarafından çiçek hastalığı ya da kızamık olduğundan şüphelendi. Fakat gerçek sebebinin bilinmiyor. Bu salgın, dönemin Roma İmparatoru Lucius Verus’un hayatını kaybetmesine neden oldu. İmparatorun yanı sıra Roma’nın toplam nüfusunun % 30’unun hayatını kaybetmesine neden oldu.

Jüstinyen Vebası: M. S. 541 yılında ortaya çıkan Jüstiyen Vebası, yaklaşık 25 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Bilim insanları salgının nedenini Asya kökenli olarak düşünürken, tarihçiler ise Mısır’dan geldiğini düşünüyor. Araştırmalar, Avrasya bozkırlarında keşfedilen 137 insanın iskeletinden alınan DNA analizlerine dayandırılıyor. Farelerin tüyleri arasında gizlenen, bir milimetreden daha küçük ‘Zenopsylla’ isimli uçucu bir böcek, midesinde  ‘Pasteurella pestie’ bakterisi taşıyordu. Farelerin tüyleri arasında hızlıca üreyen böcek, insan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırarak bakteriyi hızlı bir şekilde yaydı. Isırılan insanlar birkaç gün içinde hızlı bir şekilde öldü. Hastalık normal seyrinde devam ederken, zamanla kendi kendine yok oldu. O dönemin en kalabalık şehirlerinden biri olan Konstantinopol nüfusunun yüzde 40’ını kaybetti. Salgın nedeniyle iş gücü ve asker kaybeden Bizans’ın zayıflayıp, saldırılara açık hale gelmesine neden oldu. Bu da Avrupa tarihinin zamanla kökten değişmesine neden oldu.

Kara Veba: 1346-1353 yılları arasında ortaya çıkan Kara Veba salgınıyla 75-200 milyon arasında insan hayatını kaybetti. Tam sayının bilinmemesiyle birlikte Avrupa nüfusunun salgının yaşandığı yıllar arasında yüzde 30 ile yüzde 60 oranında azaldığı belirtiliyor. Yaşanan salgının, tanrının ve kilisenin sorgulanması nedeniyle dinde reformun, aynı zamanda da hayatta da Rönesans’ın başlamasının en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Suçiçeği: 15. Yüzyılda Avrupalılar yeni bir dünyayı yani Amerika’yı keşfetti. Bu keşif sonucunda, kendilerinde bulunan bakteri ve mikropları da buraya getirdiler. Bunun sonucunda ise Avrupa’nın üçte birinin ölmesine neden olan suçiçeğini Amerika kıtasındaki yerlilere bulaştırdılar. Bu olay sonucunda Amerika kıtasındaki yerli nüfusun yüzde 90’ı hayatını kaybetti. 19. yüzyılın başına kadar her iki Amerika yerlisinden biri Avrupa’dan gelen hastalıklar nedeniyle öldü.

Cocoliztli: 16. Yüzyılda Yeni İspanya adıyla bilinen ve şu an Meksika olan yerde, birkaç farklı hastalığın aynı dönemde ortaya çıkmasıyla yaşanmış salgın felaketine cocolitzli salgınları ismi veriliyor. Bugün yapılan incelemelere göre Salmonella bakterisi nedeniyle olduğu düşünülen salgınlar 1520 ile 1576 yılları arasında 15 milyona yakın insan öldürdü.

Kolera: Bugüne kadar yedi farklı kolera salgını yaşansa da, bunlardan en ölümcülü olan üçüncü salgındı. 1852 ile 1860 yılları arasında ortaya çıkan üçüncü salgın, içme sularının kirlenmesinden dolayı ortaya çıktı. Uzun zaman boyunca insanlar, dışkı ve atıklarını, su içme kaynaklarına dökünce sonucu Hindistan’da ortaya çıktı. Dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj Nehri, 2011’de yapılan bir araştırmaya göre 100 mililitresinde 1,1 milyar dışkı bakterisi barındırıyor. Yani bu oran kullanabileceğimiz en kötü suyun 500 bin katı. Hindular bu nehri kutsal gördükleri için, burada sürekli yıkanıyorlar ve sürekli kolera oluyorlar. 19. Yüzyılda yaşanan büyük salgında kolera Hindistan’dan Afganistan’a ve sonrasında da Rusya’ya, Avrupa’ya, Afrika’ya ve son olarak Amerika’ya yayıldı. Kayıtlara göre sadece Rusya’da 1 milyon insanın ölümüne neden oldu. Kolera bulaşan her 5 kişinin 1’inde şiddetli ishal görülüyor. Tedavi edilmezse bu kişilerin yarısı hayatını kaybediyor. Üçüncü salgınla birlikte doktorlar koleranın nedenini bularak, insanların bilinçlenmesini sağladı.

Üçüncü Veba salgını: 1855-1859 yılları arasında Çin’de başlayan ve sonrasında tüm dünyaya yayılan salgın, yalnızca Çin ve Hindistan’da 12 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu. Jüstinyen Vebası ve Kara Veba’nın ardından gelen üçüncü veba olduğu için adına ‘Üçüncü Veba’ denildi.

Tifüs: 1914-1918 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Tifüs salgını, Tifüs bakterilerini taşıyan bitlerden dolayı Avrupa ve Asya’da toplam 25 milyon insana bulaştı. Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan salgın nedeniyle hayatını kaybetti.

KUŞ GRİBİ

20. yüzyılda, 9-39 yıl arayla antijenik sapma sonucu ortaya çıkmıştır. 1918-1919 yılları arasında 40-50 milyon kişinin ölümüne sebep olmuştur. Ardından 1957-1958, 1968-1969 ve 1977-1978 yıllarında tekrar salgın yaşanmıştır. Son olarak 2005-2008 yılları arasında görülmüş olan kuş gribi, tarih boyunca toplam 75 milyon kişinin ölümüne sebep olmuştur.

İSPANYOL GRİBİ

Birinci Dünya Savaşı’nın ardındaki yıllarda 500 milyon insana bulaşan İspanyol Gribi, H1N1 influenza virüsü nedeniyle, yüksek ateş ile dünya genelinde 50 ile 100 milyon arasında insanın ölümüne yol açtı. Bu rakam birinci ve ikinci dünya savaşında ölen insan sayısından kat kat fazla. 

Virüsün en kötü yanı, bulaşan kişinin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse, ateşin o kadar fazla yükselmesiydi. Tarihteki en büyük salgınlardan biri olarak kayıtlara geçti.

ASYA GRİBİ

1957 yılında Çin’de başlayan Influenza-4 virüsünün ördeklerde mutasyona uğrayarak insanlara bulaşması sonucunda ortaya çıktı. 4 milyona yakın insanın canını alan virüs, bulunan bir aşı sayesinde durdu. Bir yıl içinde 40 milyon kişi bu aşıyı kendine yaptırdı.

HIV (AIDS): 20. Yüzyılın ortalarında maymunlardan insanlara geçtiği anlaşılan HIV’nin ilk örneği 1959 yılında Kongo’da ortaya çıktı, teşhisi ve adı 1980’lerde konuldu. Son 30 yılda 36 milyon insanın canını alan HIV için kesin tedavi henüz bulunamadı. Yalnızca önlemler biliyor ve hastalığa yakalandıktan sonra bir ömür boyu ilaç kullanmak gerekiyor.

SARS

İlk SARS (şiddetli akut solunum yolu enfeksiyonu) vakası 2002 yılında Çin’in Hong Kong şehrinde görüldü. Tam olarak net olmasa da hayvanlardan – belki yarasalardan – insanlara geçtiğine inanılıyor. Corona virüs ailesinden olan SARS, 2002-2003 yılları arasında etkili oldu ve 37 ülkeye yayıldı. Toplamda 8422 vaka ve 916 ölüme sebep oldu. Günümüzde SARS virüsünün yayılması tamamen önlenmiş durumda.

EBOLA SALGINI

2013-2016 yılları arasında, Batı Afrika’da ortaya çıkan Ebola salgını, 28.616 kişiye bulaştı ve toplamda 11.310 insanın ölümüne yol açtı. Bu salgın, hastalığa yakalanan ve ölenlerin sayı oranından dolayı tarihteki en ölümcül ebola salgını olarak geçiyor.

CORONAVİRÜS

2019 yılının son aylarında ortaya çıkan virüs, ilk kez Çin’in Wuhan kentinde görüldü. Yaklaşık 4 ayda tüm dünyaya yayılan virüsün bulaştığı kişi sayısı şu an 116 binden fazla ve ölü sayısı ise 4 bini geçti. 64 binden fazla insan sağlığına kavuşmuşken, tam olarak nereden yayıldığı ve tedavisi henüz bulunamadı.

Sonuç olarak tüm dünya, özellikle önde gelen Avrupa ülkeleri çok yönlü büyük bir tehdit altında… Amerika’da, İtalya’da, İspanya’da ve pek çok önde gelen ülkede ölümler artıyor. Geçen haftaki yazımda ülkemizdeki ölü sayısı 250’li buldu diye yazmıştım ama henüz yazının basım aşamasında 268 rakamı telaffuz edildi. O günden bugüne ise epeyce arttı ve dün akşamki son resmi rakamlar 725’i gösteriyor. Birkaç güne varmadan 1000’i geçecek görünüyor.

Şöyle bir kendi kendime düşündüm de: Corona virüsün dünyanın başına bela olduğu Çin’deki Wuhan şehrine giriş ve çıkışlar en az 6 ay yasaklansaydı, Çin’e tüm ulaşım yollarıyla giriş çıkışlar en az 6 ay süreyle iptal edilseydi, Avrupa’da da vaka duyulduktan sonra ülkemizin dışarıyla bağlantısı kesilip, tüm ulaşım yollarıyla giriş çıkışlar yasaklansaydı…

Demek ki o zaman birileri istedi, ‘yayılsın’ dedi.

Evet, bunlar belki çok, çok, çok zor ama… İnanın, komplo teorilerinin uygulanabilirliğinden daha kolay. Çünkü mantık olarak uygulanabilir durumlardı.

Sanırım insanoğlu bu işi yeterince ciddiye almadı. Bugün dünyada gelinen nokta acizlik, bulaşmasını bekler gibi, yetmedi sanki ölümü bekler gibi, bekle.

Daha hâlâ işin ciddiyetinden uzak sosyal medya paylaşımlarını gördükçe, bir yerde ağlanacak halimize gülüyoruz.

Bu virüs rüzgârla havadan geçmeyeceğine göre, bugün gündemin ana maddesi olur muydu? Demek ki dünyanın ağa babaları her zaman yaptıkları gibi işin insani boyutunu değil, belki bizim bilmediğimiz, aklımızın alamayacağı komplo teorileri ile donatılmış bir yaklaşımı tercih ettiler, kim bilir?..

‘İnsan’ kavramının yelpazesi çok geniş… Öyle geniş ki, bir yanı iyiliklerle donatılmış meleklere, bir yanı ise kötülük timsali şeytana uzanıyor.

Bir süre daha bilinçli ve önlemli günlere umutla yürümeye çalışacağız. Bir yandan geçmişimize bakarak umutla da olsa bireysel ve toplumsal yanlışları doğru yola sokarak gözden geçirecek ve dersler çıkaracak çok şeylerimiz olduğunu düşünüyorum.

Allah sonumuzu hayır etsin.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ