Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

SABRET TÜRKİYEM BAYRAMLARIMIZ YAKIN!

HÜSNİYE PUZA GACAR

HÜSNİYE PUZA GACAR

Varsın bu bahar pencerelerimiz kadar görelim gökyüzünü, Erik dalında özgürce büyüsün. Papatyaları resimlerde koklayalım, Renk renk açan çiçekleri zihnimizde seyredelim. Sabretmeyi biliriz biz! Varsın kırlar biz göremeden yeşilden sarıya dönsün, Yazın göz kırpışını hayâl ederiz biz! Varsın “HAYAT” bir süre “MOLA” desin. Başladığımız pek çok iş yarım kalsın. Nefes almanın özgürlüğüne TUTUNUR, Gün gelir hayat göz kırpınca , Virgülü koyduğumuz yerden devam etmeyi biliriz biz. Bayramlarımız yakın, İçimiz burulsada, gözlerimiz yaşla dolsada, Çocuklarımız en güzel kıyafetleriyle okula koşamasada, Camlardan, balkonlardan bir olup tek yürekle marşımızı söyler, “Yüzüncü yılın kutlu olsun meclisim.” “Doğum günün kutlu olsun Türkiyem.” diye haykırır, Bayraklarımızı dalgalandırırız biz! YETER Kİ SEN UMUDUNU KAYBETME! Yeter ki sen umudunu kaybetme Türkiyem. Varsın biraz daha sessiz kalsın okullarımız, Biraz daha özlesin öğretmenlerimiz çocuklarını, Nerede olursak olalım, Bedenimizle olmasa bile sesimizle buluşuruz biz! Sen öğretmenim, Adın ister Sevil olsun, ister Gülcan, İster Gülşen olsun ister Neslihan, Bilirim için içine sığmıyor. Aklın fikrin dokunmak istediğin hayatlarda, Alıştın paylaşmaya, anlatmaya o şefkatli ellerinle nice başları okşamaya. Sen aydınlatansın! Sen geleceksin! Bilirim dar gelir evin, Çünkü çocuklarında kaldı kalbin. İşte öğretmenim o kalp çocuklarında kaldı ya, Sen nerde olursan ol, biraz sabır Buluşmanız yakın, kucaklaşmanız yakın! Yeter ki sen umudunu kaybetme. YETER Kİ SEN UMUDUNU KAYBETME! Sen sevgili Hekim’im, Hemşire’m Yorgunsun, kaygılısın, evine hasretsin… Özgürlüğünü kaybetmiş nefeslere nefes, Cana can olmak için var gücünle çabalıyorsun. Biz sokakta maske takmaya acizken, Sen her gün belki her saniye özel kıyafetlerinle ter içinde kalıyorsun. Biz evimizde rahat yatağımızda uyurken, Sen uykuyu kendine haram ediyorsun. Biz nefesi derin derin içimize çekerken, Sen nefes almaya korkuyorsun. Hakkın ödenmez! Belki sana kalkan elin utanma vakti gelmiştir, Sana söylenen sözün bükülme… Varsın biraz daha hasret kal evine, Kolay yetişmedin KIYMETLİSİN. Ne olur dikkat et kendine. Dikkat et ki sen o hastaneden çıkarken, Nerede olursak olalım, Ayakta alkışlayalım seni. Minnetle, gururla, saygıyla… Ve şunu hiç unutma, Özlemin özlemimiz, Kaygın kaygımız , Duan duamız. Derin’im, Ahmet’im, Bilge’m, Biliyorum çok özlediniz annenizi babanızı, Korkuyorsunuz hem de çok! Bazen bir parfümü koklayarak anne kokusunu duymaya, Bazen bir yastığa sarılarak baba özlemini gidermeye çalışıyorsunuz. Varsın biraz daha özleyin, Çünkü anne babanıza kavuşacağınız günler yakın. Gururla, özlemle, sevgiyle… Sen sevgili Polis’im, Asker’im, Varsın hiç uyuma geceleri, Bir kere değil bin kere koş Fatma teyzenin kuzularına, Her nerede varsa yardım bekleyen, Onlara da koş. Sabırla nöbetini tut il sınırlarında , Anlat bir kere daha anlat gerekirse bin kere anlat. Sen uykusuzluğa alışkınsın, SEN VATANIN GÜVENDİĞİ DAĞ, SEN AY YILDIZLI BAYRAĞIMIN BEKÇİSİSİN. Az kaldı rahat nefes alacağın günler yakın. Yeter ki sen umudunu kaybetme, YETER Kİ SEN UMUDUNU KAYBETME! Ya sen Kargocu’m, Ya sen, Gördüm ellerin tanınmaz olmuş kolonyadan, Paketleri dur durak bilmeden taşımaktan. Sahadasın, korkuyorsun, Belki bin kat daha fazla yoruluyorsun, Biraz sabır, bolca dikkat. Unutma ki sen de bu ülkenin KAHRAMANISIN! Varsın biraz daha özleyelim büyüklerimizi. Burnumuzda tütsün kokuları, Nasıl da zor geliyor kapıdan poşetleri verip dönmek değil mi? Karşıdan bakmak, sarılamamak, O eşikten adım atamamak, Ya da gurbette olup gidebilecekken gidememek. Seslerine sarılmak, Seslerini öpmek, Nasıl da zor geliyor değil mi? Belki hayat telaşı deyip ihmal etmişizdir onları, Kırmışızdır, üzmüşüzdür… İşte şimdi derin derin düşünme zamanı. GİDEBİLECEKKEN GİDEMİYORUZ. SARILABİLECEKKEN SARILAMIYORUZ! Varsın biraz daha özleyelim ellerinin kokusunu, Bayramlarımız yakın, Maskelerimizi atacağımız günler yakın. Koşarız özlemle o kapılara, Bir değil iki ellerini öperiz. Kokularını içimize çekip, Kıymetini bilemediğimiz dev sofralarda buluşuruz. Olmadı bir daha sarılırız doya doya… Unuttuğumuz şükrü tam yüreğimizde hissederiz. Yeter ki sen umudunu kaybetme. YETER Kİ SEN UMUDUNU KAYBETME TÜRKİYEM! Ya sen evine ekmek götüremeyen baba, Düşmesin omuzların, Eğilmesin o dik başın, İzin ver yükünü paylaşalım, Komşusu açken tok yatmayanız biz. Ekmeğimiz ekmeğin, aşımız aşın olsun. Sen gülmedikçe gülmeyeceğiz biz. Biraz SABIR, Var gücünle yine çalışacağın günler, Dökeceğin ter yakın. İzin ver yanında duralım, Belki de biz seninle döneceğiz özümüze! Ya sen çocuk, Nasıl kıpır kıpırdır şimdi için? Biliyorum bisikletini özledin. Koşmayı, atlamayı, zıplamayı… Sen en çok okulunu özledin. Oysa bahar geldi, Nasıl da koşardın şimdi sokaklarda, Ama şunu bil ki, Senin özlediğin her şey de seni özledi. En çok da parklar, bahçeler, yollar, Ya okullar? Ama sabret, Özgürce koşacağın, Bisikletini rüzgâra bırakacağın günler yakın. Biraz SABIR. İşte o gün geldiğinde, Sizin sesleriniz müjde verecek biz büyüklere… AMA ŞİMDİ BİRAZ DAHA EVDE KAL! Hüsniye PUZA GACAR

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ