Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM!

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Corona virüsü engeline karşın geçen hafta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını sessiz ortamlarda içimize sığmayan büyük coşkularla kutladık. Coşkular gündüz ve gece gerek balkonlardan gerekse belediye hoparlörlerinden yasaklı sokaklara taştı.

Mustafa Kemal’in ülke yönetiminin acizliği karşısındaki durumuna bakarak, birkaç gün öncesinde de Yunanlıların İzmir’e asker çıkarmasından sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak işgale isyan bayrağını açtığı 23 Nisan dönemini de içine alan üç yıllık bir süreçti Kurtuluş Savaşı dönemi.

Bu bağlamda kendini bilmez birkaç densiz tarafından eleştirilen TRT’deki 11 bölümlük “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” dizinini de geçen hafta bitirdik. Yakın zamanda ekranlarda bir benzerini göremeyince hem şaşırmış hem de çok hoşumuza gitmişti.  

Bu dönemin yoğun silahlı direnişin başlangıcında yine Mustafa Kemal’in en önemli parolalarından biriydi “Ya istiklâl ya ölüm!” Uzun yıllar sonra böylesine abuk sabuk neydiği belirsiz, hedefsiz ve edepsiz, oldukça da lüzumsuz dizileri ardı ardına sıralayan ülkemizin önde gelen televizyon kanallarından sonra, bu yoğun virüs gündeminde bizlere onurlu ve gururlu sunma ve algılama fırsatı veren TRT’ye, yine bu başarılı bir projeyi bizlere sunan yapımcılara ve dizide emeği geçen tüm oyunculara teşekkürlerimi sunuyor, içtenlikle kutluyorum. Bu bağlamda dizinin yayınladığı ilk haftalarda sözde tarihçi geçinen ismi lazım olmayan sözde tarih romancısı geçinen ilgili zatı gereksiz ve lüzumsuz tepkisinden dolayı şiddetle kınıyorum. Bu düşüncesiyle yağcılık ve yalakalık yapmayı kendine hedef olarak belirlemişse benim için “Kurtuluş Savaşında keşke Yunan galip gelseydi diyen” ismi lazım olmayan, şimdi ölü olan, ilgili zatla aynı kefededir.

Osmanlı da bizim, severiz de överiz de. Doğruları vardır, yanlışları da vardır, tartışılır. Ancak sen Fatih, Yavuz ve Kanuni ile son dönemin o beceriksiz, basiretsiz, mandacı, teslimiyetçi üstelik de Anadolu’daki kurtuluş mücadelesini engelleyici olanlarla aynı kefeye koyarsan işte bu olmaz. Damat Ferit Hükümeti, Vahdettin’in zavallılığını haliyle elbette yerecek bu tür diziler ve filmler. Çünkü gerçeği yansıtıyorlar, bundan başka gerçek de yoktur zaten.

Sanırım gözünde büyüttüğü çaresiz, tıpkı beyin ölümü gerçekleşmiş ve kesinlikle geriye dönüşü olası olmayan, Avrupa’nın bir hasta durumunda gördüğü için ‘hasta adam’ olarak nitelediği Osmanlı Devletinin son dönem o basiretsiz yöneticilerinin, yaptıkları olmaz işlerin, destek aldığı yabancı güçlerin, içeride görülen işbirlikçisi hainliklerin, Kurtuluş Savaşına giden yolda giriştikleri isyanların bir daha anımsanmasına razı olmadı bu zat.

Unutma! Bugün sen de o Kurtuluş Savaşındaki başarının eserisin. Varlığın da bu dangalak konuşman da o bağımsızlık savaşının sana kandırdığı özgürlüğün, birey olmanın, kendini açıkça ifade edebilmenin sonucudur. 

Bu millet var ya bu millet, bu vefalı millet öyle bir millettir ki; tarihe hizmet edeni de çok iyi bilir, hainlik edeni de. İşte bu yüzden düşünür, ölçer, biçer ve en doğru kararını vererek içtenlikle yüreğinde ait olduğu yere koyar. Kusura bakma ama kahramanlarla hainlerin yeri bir olmaz bizim kutsalımızda. Çünkü çaresizlik başka bir şey, o çaresizlikten, teslimiyetten daha da önemlisi içteki dış destekli hainliklerle içli dışlı olmak başka bir şey…

Bugüne kadar gerek film, gerek dizi, gerekse belgesel niteliğine göğsümüzü kabartan, o zorlu kurtuluş yıllarını bize yeniden gururla yaşatan çok sayıda projelere tanık olduk. Bu son diziyle uzun yıllar sonra hem eskileri pekiştirmiş olduk hem de farklı senaryo metinlerinden anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Halide Edip, Mehmet Akif gibi Kurtuluş Savaşındaki önemli isimlerin ilginç diyaloglarına da bir kez daha tanık olduk. Belki de ilk kez duyduklarımız da oldu aralarında.

Dünyaya ibretlik bir kurtuluş ve var olma mücadelesi örneği olmuş böylesine bir diziyi TRT’de izleme fırsatını sunan, emeği geçen herkese tekrar teşekkür ediyorum.

Yaşam biçimim, ilgi alanım, onur ve gurur kaynağım Cumhuriyet Tarihi olaylarını belki de hiç abartıya kaçmadan, en bilindik biçimiyle izlememin sözle anlatılmaz duygularını yaşıyorum. Ders tadındaki diziyi küçük büyük herkese özellikle önerdim.

Dizi, 23 Nisan’ın 100. Yıldönümü arifesinde girişte belirttiğim gibi 11. Bölümüyle final yaptı. Finali de final gibi oldu hani. Hele son birkaç dakikası her yönüyle gurur verdi. Emeğinize sağlık.

O günlerde birkaç yıl öncesi “Keşke Çanakkale geçilseydi” diyen akademik unvanlı geçinen bir densiz Mustafa Kemal için “Padişaha sivil darbe yaptı, İngilizlerle işbirliği içindeydi, ajandı.” gibilerden küstahça, terbiyesizce bir yazı yazdı. Pek çok kesimden de haklı olarak tepki aldı.

Bu konuda oturup kafa yordum ve araştırdım. Aşağıda belirteceğim belge bu küstah zatı tümüyle nasıl de yalancı çıkarıyor bakın, görün:

9 Ekim 1919 tarihli İngiliz istihbarat belgelerinde aynen şunu ifade eder: İngiltere’nin Bağdat’taki siyasi komitesinden Londra’daki Dışişleri Bakanlığına:

“Ne yazık ki Mustafa Kemal’in faaliyetleri ve niyetleri konusunda iyimser değilim. Elimizdeki bilgiler onun tehlikeli biri olduğunu, hareketinin silahlı bir ayaklanmaya dönüşme olasılığının düşük olmadığını gösteriyor. Zıtları desteklenmeli ve rakibi olan hareketlerin bir araya gelmesi teşvik edilmelidir.”

Tarih 28 Ekim 1919. İstanbul’daki İngiltere Yüksek Komiserliğinden Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a:

“İstanbul Hükümeti, umutlarını İtilaf kuvvetlerinin iyi niyetine ve Müslüman topluluklarının üzerlerindeki etkisine bağladı. Buna itiraz eden bir grup ortaya çıktı. Bunlar İstanbul’un ve merkezi hükümetin İtilaf Kuvvetlerinin elinin altında olduğunu ve direnişin burası dışında örgütlenmesi gerektiğini fark ettiler. Aralarında Mustafa Kemal Paşa da vardı.”

İşte bu belge bundan tam 101 yıl öncesinde Mustafa Kemal’i ve Milli Mücadeleyi böyle tanımlıyordu.

Dış düşmanları denize döktük ama içimizde uygun ortamlarda beslenerek zehirli mantar gibi türeyenlerin köklerini kurutmadıkça bu haklı davanın, mazlum uluslara örnek olmuş mücadeleye atıfta bulunan kendini bilmezlerin sesleri kısılmayacaktır.

Aynı toprakları paylaşmaktan utanç duyduğum tuhaf zihniyet daha var ülkemizde. Mustafa Kemal’e duyulan sevgi, saygı ve vefayı göstermenin adını ‘puta tapma’ olarak niteleyip, o düşük zekâlarıyla akıllarınca hakaret ediyorlar. Kendilerinin o zekâsız çağlar öncesi nesli kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmışlar ya hani, helvadan yaptıklarını acıkınca da oturup bir güzel yemişler ya hani, işte bu zihniyet ta o dönemlerin uzantısı.

Merak etmeyin neyin ne olduğunu sizlerden iyi biliriz. Büyüklerinden miras kalan üç beş kuruşluk malı mülkü gözlerinde büyütenlerin, ortaya ömrünü koyarak özgür ve bağımsız yaşayacakları koca bir vatan bırakana hadsizce laf atmaları ne acı. 

Oysaki Mustafa Kemal, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en mucizevi doktoruydu, büyün dünyanın ‘hasta adam’ dediği yok olma noktasındaki bir enkazdan yepyeni bir devlet kurdu. O devleti ‘demokrasi’ üzerine inşa etti. Bugün kendisi hakkında atıp tutan nankörlerin de bu özgürlükleri işte O’nun kurduğu devletin ilkeleri gereği aşırı müsamahasından kaynaklanır.

Özgürlük ve bağımsızlık uğruna, katlanılan sıkıntıları, verilen onurlu ve azimli mücadeleyi yürekten paylaşarak, Atatürk ilke ve devrimlerine sonuna dek sahip çıkarak, bu topraklar için en yakınlarımdan üç şehit veren biri olarak, tamamen içimden gelen büyük bir coşkuyla işte o günkü gibi bir kez daha haykırıyorum:

“Ya istiklâl ya ölüm!”

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
DALGA - 26 Kasım 2020
ETİL METİL - 22 Ekim 2020
GIDALARDAKİ HİLELER - 17 Eylül 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ