Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

TARİKATLAR ve CEMAATLER

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

“Peygamber Efendimizin döneminde tarikatlar yoktur. Tarikatlar sonradan oluşmuş olup, felsefik bir olaydır, dinle alakası yoktur.” diyor televizyonda yıllardır programlar yapan Nihat Hatipoğlu. Bu karşılık Ödemişli bir arkadaşımın, kendisinin Ödemiş’teki programı sırasında sorduğu soruya verdiği yanıttır bu ifade. 

Sözlük anlamıyla cemaat, “Dinde ibadet etmek için bir araya gelen topluluk.” olarak tanımlanır. İslâm’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır. Tasavvuf cemaatine ise ‘tarikat’ denmektedir. Tarikat ise ‘yol’ demektir.

Ünlü İngiliz devlet adamı Whinston Churcill aynen şunu söylüyor:

”Türkleri savaşarak, asker ve silah kullanarak asla yenemezsiniz. Türklerin sadece din adamlarını ele geçirip, onları kullanın. Onlar zaten devleti yıkarlar.” 

Bunu demesinin nedeni Türklerin asker millet olmasındandır. Din adamlarını ele geçirin demesinin nedeni de, bu zihniyetin milli olmadığını, milli düşünmediğini bilmesinden ve bu yüzden kolay ele geçirilebilir olduğunu apaçık görmesindendir.

“Din, milli olmaz ancak vatan sevgisi imandandır.” diyen bir Peygamberimizin ümmeti olan bu vatanın ekmeğini yiyen, suyunu içen, havasını soluyan gerçek din adamları önce milli olmak zorundadır. Çünkü hem milli hem de dini olanların bağımsızlık karakterleri olmaktadır. Çünkü o bayrak bağımsızlık gönderinde özgürce dalgalanmadan orada minarelerden ezan sesi yükselmez. Emperyalizmin en büyük düşmanı da böyle düşünenler olacaktır.

Cumhuriyet tarihimize bir bakın, “Vatan elden gidiyor” ile yola çıkılan her adım doğrudur ve başarıyla sonuçlanmıştır. Ancak “Din elden gidiyor.” diyenlerin ise keyfi bir görüş olduğu, halkı birbirine düşürmek ve bundan yararlanarak önemli kişisel ve dış odaklı kötü niyetlilerin çıkarlarına maşa oldukları görülmektedir.  

İsrail’deki hahambaşı aynen şu itirafta bulunuyor:

“Türkiye’deki 72 tarikatı biz kurduk.”

Mustafa Kemal tekke ve zayileri kapattığında en çok tepki gösterenlerin başında İngilizler geliyordu. Neden mi? Nedeni açık değil mi? Çünkü fitne merkezleri kapatılıyordu.

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” diyordu Mustafa Kemal.

3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının temel hedeflerinden biri de İslam dininin sapkın tarikatların elinde oyuncak olmasının önüne geçmek, vatandaşına gerçek dini bilgileri ve uygulamaları asıl olması gerektiği biçimde alacağı ortamları hazırlamaktı. Ancak bugün gelinen noktada özellikle son dönemlerde bugün isimlerini bile duymadığımız, başında sarıklı cübbeli, kocaman beyaz sakallı birer ihtiyarın bulunduğu sözde tarikatlara ne hikmetse sıcak bakılan bir ortamdayız.

Yıllar önce merhum Uğur Mumcu’nun en hacimli kitabı ‘Rabıta’yı okurken bir not dikkatimi çekmişti:

Suudi-ADB ortaklığındaki dünyanın en büyük petrol şirketi Aromco yıllık kârlarının küçük bir yüzdelik payını Avrupa’da, Türkiye aleyhine kara propaganda yapan bu sözde cemaatlere gönderiyormuş.

Masum görünümlü maddi ve sayı anlamında palazlandıklarında, dışarıdan aldıkları güçlerle sözde cemaatlerin bu ülkenin başına ne tür işler açabileceğini çok yakın tarihimiz apaçık göstermektedir.  Arada bir duyulan bu rahatsızlıktan dolayıdır ki sosyal medyadan “Cemaatler kapatılsın!” sesi yükseliyor.

Ancak toplumda öyle saf, öyle masum dindar insanlar var ki ‘din’ kullanılarak, ‘Allah, kitap’ adı anılarak ortaya atılan her türlü hain girişime evet diyorlar. Algı yok, sorgu yok, neyin nesidir demek yok. İyi niyet taşıyıcısı olarak gördüklerine hemen kaplıyorlar. Durum böyle olunca mücadele tam olmuyor. İşte güzel dinimiz İslâm en büyük zararı, bu düşünceleri pek de iyi olmayan insanlardan, büyümelerine adeta göz yumulan, destek verilen gruplardan görüyor.

Yaşamını Kur’an’ araştırmasına adamış Prof. Dr. Mehmet Okuyan hocanın söylediği gibi:

“Allah kulunu cehennemine atacak ama senin şeyhin onu oradan çekip çıkaracak öyle mi? Haşa, senin şeyhin daha mı büyük bir kudrete sahip? Hadi oradan!”

Laf ebesi bir şarlatan çıkıyor ve yıllardır diyor ki:

“Eğer öteki dünyada falanca cemaatin filanca kolundan dersen seni doğrudan cennete gönderirler.”

 Ba ba ba… Bakar mısınız adam sanki sözleşmesi varmış gibi torpil garantisi bile veriyor. Aklı başında gördüğün, adam sandığın ki aralarında yüksek eğitim görmüş olanları da var- bir kısım insanlar da kalkıp buna baya baya inanıyor. Böyleleri, Kur’an’da birkaç kez tekrarlanan “Artık aklınızı kullanmayacak mısınız?” ayetlerinden ne kadar da uzakta.

Zaman zaman fark yaratan görüşleriyle gündeme gelen İhsan Eliaçık da şöyle diyor:

“Cemaatler akıldan korkarlar. Bir tarikata girerken soru sormak şeytandandır, alınız bir kenara bırakın. Yoksa bu dini anlayamazsanız derler. Külliyen yanlıştır. Temelden ben bunlara karşıyım. Kur’an’da şeytan soru sormaz, kandırır. Soru sormak meleklerdendir. Kur’an’da soruyu melekler sorar.”    

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde konuya uygun olarak şunu belirtmiştir:

“Kızım Fatma, babanın peygamberliğine güvenme. Öyle bir mahkeme var ki ben bile sana torpil yapamam.”

Böyle söyleyen bir peygamberin ümmeti, şeyhinden şefaat bekliyorsa peygamberini gerecekten de hiç anlayamamış demektir.

Var. Ne yazık ki toplumda, sözde yıllarca üniversite okumuş ancak sığ kafaları basmayan, algısı olmayan, saçma düşünen ya da kim bilir çıkarlarını önde tutarak, bilmem tarikattır, yok cemaattir diye artık her ne ise bağlı olduğu şeyhinden bu şekilde medet uman kimler var kimler.

Öyle insanlar var ki aklını kullanıp bu tarikat ya da cemaatlere doğrudan yakın olmasalar bile kendini biraz o yöne eğilimli bulunca bırakın tepkiyi, en küçük bir ses çıkaramıyorlar bile.

Bir süre önce, üyesi bulunduğum Eğitim-İş’in yaptırdığı araştırmaya göre öğretmenler tarikat ve cemaatlerden rahatsız. Bu rahatsızlığı yaşamayan hatta bunların varlıklarıyla daha da rahat eden öğretmen grubu da bir şekilde yönetici olabilme derdine düşen, dolaylı bir rantın peşinde olanlar.

Sonuç olarak aklın yolu birdir. Allah insana akıl ve irade vermiştir. Kitabını da sunmuştur. Peygamberini de göndermiştir. Tarikat, cemaat peşinde koşmak dinin gereği değildir. Din ile çıkar elde edenlere hizmet etmektir. Yıllarca okudum, araştırdım, olaya her iki taraftan objektif olarak baktım ve çok net biçimde şunu gördüm:

Din, en samimi Allah ile kulu arasındadır. Araya adam koymak, yolu karanlığa saptırmak ve Allah’tan uzak olmaktır. Araya adam koymanın kişiye en küçük bir getirisi yoktur. Ona harcayacağın zamanı samimi ibadetlerine ayır, bence daha çok kazanırsın. Bu bağlamda en güzel cemaat cami cemaatidir, gerisi pek de iyi niyetli değildir. Gereksizdir, yüktür, engeldir. Gerçek İslam’a zarardan başka bir şey de değildir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
DALGA - 26 Kasım 2020
ETİL METİL - 22 Ekim 2020
GIDALARDAKİ HİLELER - 17 Eylül 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ