Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKMADAN ÖNCEKİ KURTULUŞ ÇARELERİ-1

cengiz

cengiz


“Atatürk Samsun’a neden yollandı?” sorusundan daha anlamlı olanı “Atatürk Samsun’a çıkmanın yollarını aradı mı?” sorusuna yanıt vermektir. Çünkü hem Atatürk’ün Samsun’a çıkmadan önceki kurtuluş çarelerini hem de birinci sorunun yanıtını barındırmaktadır. Bu kurtuluş çarelerinin neler olduğunu 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla beraber incelemek gerekir. Ateşkes antlaşması imzalandığı vakit kendisinde beliren kanaat şuydu: “Devleti Aliyei Osmaniye bu mütarekename [ateşkes antlaşması] ile kendini bilakaydüşart (kayıtsız şartsız) düşmanlara teslim etmeye muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için ona muaveneti (yardımı) de vadetmiştir.”[1]

Ali Faut Cebesoy gibi güvendiği komutanlara, silahların Anadolu içlerine nakledilmesini söyler. Milli mücadele fikri o vakit vardı.

İktidarda Sadrazam Ahmet İzzet Paşa hükümeti vardır. Atatürk o sırada Adana’da Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı olarak bulunmaktadır. Barış antlaşmasının kolay imzalanmayacağını öngörerek, ateşkes antlaşmasının tüm yurdun kayıtsız ve şartsız teslimini hafifletmeye, orduyu terhis etmemeye ve hükümet değişikliği olursa, kendisinin Harbiye Nazırlığı’na (Bakanlığı’na) getirilmesine çalıştı. Bu hususlara sadrazamla yazıştı.

Sadrazama yolladığı telgrafta “antlaşma olduğu gibi tatbik edildiği halde memleketin baştan nihayete kadar işgal ve istilaya maruz kalacağı” ve “düşmanların her dediğine baş üstüne demekten doğacak neticenin bütün Türkiye’ye bu müstevlilerin [işgalcilerin] hakim olmasını intaç edeceğine [neticelendireceğine] şüphe edilmemek lazım geldiğini ve bir gün Osmanlı hükümetinin düşmanlar tarafından tayin edileceğini”, “bırakışma koşulları arasındaki yanlış anlamaları giderecek önlemler alınmadıkça orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayaca”ğını anlatmıştır.

Bu esnada Atatürk, İngilizler İskenderun’a asker çıkarırsa İngilizlere ateşle direnilmesini emreder. Harbiye Nazırlığı buna karşı çıkınca “İngilizlerin kandırıcı teklif ve hareketlerini İngilizlerden ziyade mazur gösterecek emirleri” uygulamayı yaradılışına uygun bulmadığı gerekçesiyle kumandayı teslim etmek üzere yerine başkasının atanmasını ister.

Bu yazışmalarda mevcut hükümeti İngilizlerin isteklerine kayıtsız boyun eğmekle eleştirmekte ve emirleri yerine getiremeyeceğini belirtmektedir. Dönmesi emredilince İstanbul’a vardığında düşman gemilerini izleyen Atatürk “geldikleri gibi giderler” diyecekti.

Atatürk İstanbul’da önce düşmana direnecek bir hükümetin başa gelmesi için çeşitli görüşmeler yapar. Kendisi de Harbiye Nazırlığı’na niyetlidir. Daha gelmeden öce bu niyetini Ahmet İzzet Paşa’ya belirtmiştir; fakat önerdiği isimler bakan olduğu halde kendisi dışarıda bırakılmıştır. İstanbul’a vardığında Ahmet İzzet Paşa iktidardan çekilmiştir. Kendisiyle yaptığı görüşmede Atatürk onun bu hareketini doğru bulmadığını, sadrazamlık önerilen Tevfik Paşa’nın hükümetinin güvenoyu almasını önleyerek Ahmet İzzet Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kurulmasını önerir. Bu önerisi kabul edilir.[2]

Atatürk bunun üzerine meclise giderek milletvekillerinden Tevfik Paşa hükümetine güvensizlik oyu verilmesini ister. Vekiller kabul etmelerine rağmen oy verme aşamasına gelince birçoğu farklı davranır ve Tevfik Paşa hükümeti güvenoyu alır.

Bundan sonuç alamayınca padişah Vahdettin’i etkilemeye çalışacaktır. Daha önce, birlikte 1917’de Almanya’yı ziyaret etmişlerdi. Vahdettin’e bir ordu komutanlığını üzerine almasını ve kendisini de kurmay başkanı olarak görevlendirmesini rica etmişti ama Vahdettin buna yeltenmemişti. Vahdettin’den randevu alan Atatürk, padişahın kendisini şunu dediğini belirtir:

“Ordunun kumandan ve zabitleri eminim ki, seni çok severler, bana teminat verir misin ki, onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir.”

Atatürk bunun için bir sebep olmadığını belirtse de padişah “yalnız bugünden bahsetmiyorum, bugünden ve yarından” diyecektir. Atatürk bu sözü şöyle değerlendirecektir:

“Son cümle, bende bir şüphe uyandırdı, demek ki, yarın padişahın öyle bir hareket yapmak ihtimali vardır ki, ordu vatanperver kumandan ve zabitleri müteessir olabilirler. Zatı şahane beni iğfal ederek [kandırarak], vasıtamla onlardan emin olmak istiyor, fakat bu düşüncemi kendisine nasıl izah edebilirdim ve böyle bir izahta bulunmak kendim için ve maksat için faydalı olur muydu?

Karşımdaki adam kararını çoktan vermiş görünüyordu, biz ise bu kararın ne olduğunu anlayamayan veya anlamak istemeyen kimselerle temasta kalmış, mukabil hiçbir tedbir almaya zaman ve fırsat bulamamış vaziyette idik.”[3]

Vahdettin’in tedirginliği birkaç gün sonra anlaşılacaktı. İşgalci devletler, ateşkes antlaşmasına dayalı olarak yapılan işgallerin haksızlığını, Ermeni soykırımı iddiasıyla yapılan tutuklamaları, vatanseverler ve basın üzerindeki eleştirdiklerinden meclisin dağıtılmasını istemişlerdi. Kaderini işgalcilere teslim eden padişah da 21 Aralık 1918’de Meclisi Mebusan’ı feshetmişti. Atatürk bu gelişmeler üzerine padişahla görüşmesini padişahın, Meclisi Mebusanı dağıtmak üzere karar verdiğine ve bu sebeple de ordudan bir zarar gelmeyeceğine dair kendisinden görüş almaya yormuştur.

Yeni bir hükümet kurma ve kendisinin Harbiye Nazırı olma hevesi başarısızlıkla sonuçlanınca padişahtan da umudu kesen Atatürk arkadaşlarıyla ihtilalci bir komite kurmaya karar verir. Düşünceleri arasında “padişahı değiştirmek, hükümeti düşürmek, yeni bir hükümet teşkil ederek daha azimli hareketlere başvurmak” gibi çareler vardır…

Yazar: Mustafa SOLAK

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ