Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

KAHRAMANLARIN YORGUN İKİNCİ DALGAYI YAŞATMA TÜRKİYE

HÜSNİYE PUZA GACAR

HÜSNİYE PUZA GACAR

           “MIŞ” gibi hayatlar yeterince yormadı mı bizi?

            Seviyor “muş” gibi yapmaktan,

            Mutluy “muş” gibi gezmekten,

            Samimiy “miş” gibi davranmaktan,

            Güçlüyü “müş” gibi durmaktan yeterince yorulup

                        ÖZÜMÜZDEN UZAKLAŞMADIK MI?

            Şimdi de düşman hâlâ pusuda.

            Ama biz “YOK” gibi davranıyoruz.

            Her şey normale dönmüş gibi

            Neye inanmak istiyorsak ona inanıp

                        Gözlerimizi KÖR,

                        Kulaklarımızı sağır EDİP,

                        Düşmana meydan okuyoruz.

                        Nasıl mı?

            Her şey NORMAL “MİŞ” gibi davranarak…

            Normalleşme sürecini yanlış anlayarak,

            Her duyduğumuza, okuduğumuza inanarak,

                        “GERÇEKTEN” uzaklaşıyoruz.

            Kendine gel TÜRKİYE

            Senin “mış” gibi maskelere ihtiyacın yok!

            Senin, seni ve sevdiklerini koruyacak,

            Çeneni değil, ağzını ve burnunu örterek,

            Virüse meydan okuyacağın,

            Elinin uzanacağı her yerde yedeğini bulunduracağın,

            Dezenfektan kokan maskeye ihtiyacın var.

            HER ŞEY NORMAL”MİŞ” gibi taktığın maskeye değil!

            Ancak böyle meydan okuyabilirsin düşmana.

            Maskeni takarak,

            Evde kalarak, 

            Kalabalıktan uzak durarak,

            Özellikle el hijyenine dikkat ederek…

            SAVUNMASIZ KALARAK DEĞİL’

            Sen Esnaf Bey, küçücük masanın etrafında yan yana, diz dize esnaf arkadaşlarınla oturup çay içiyorsun ya,

            Uyarıldığın zaman da “ Sıkıldım artık, bizde virüs falan yok.” diye savunmaya geçiyorsun ya ekrandaki tabloyu görmezden gelip, “Bitti, gitti.” diyorsun ya,

            Sana sormak istediğim bir soru var:

            Sen Esnaf Bey, sen tehlikenin farkında mısın?

            Üstelik yaşın da epey ileri, yoksa sen kendini kandırmaktan korkmaz mısın?

            Kısıtlılık günlerinde ekmek ve pideyi kapımıza kadar getiren Fırıncı Bey,

            Hani sen de direksiyonu tuttuğun ellerinle pide ve ekmeği tutup poşetlere koyuyorsun       ya sonra da aynı ellerle parayı alıp, tekrar ekmeğe dokunuyorsun ya,

            Üstelik masken ya yok ya çenende…

            PEKİ SEN EKMEĞİ NEDEN KAPIYA GETİRDİĞİNİN, İNSANLARIN NEDEN EVLERİNDEN ÇIKMADIĞININ, ALDIĞIN SORUMLULUĞUN BİLİNCİNİN FARKINDA MISIN?

            Gördüm yaşlı bir teyzeye uzattın o ellerle ekmeği, peki sen ya enfekteysen ve genç olduğun için semptomlarını göstermiyorsan; senin dokunduğun poşet ve ekmek yoluyla o teyze de enfekte olursa, o zaman geceleri rahat uyuyabilecek misin?

            Facebook’ta paylaştığı fotoğrafların üstüne “Hayat eve sığar.” yazıp apartman komşuları ile çay keyfi yapan Hanımefendi,

            Kısıtlılık günlerinde apartman bahçesinde komşuları ile kahve keyfi yapan, tavla oynayan Beyefendi, size sesleniyorum!

            Sanırım siz bir şeyleri yanlış anladınız. Aynı apartmanda yaşıyor olmanız komşularınızla görüşebileceksiniz, çay, kahve keyfi yapabileceksiniz, iftara davet edebileceksiniz anlamına gelmiyor. En çok karantinaya alınan apartmanların aile apartmanları olduğunu ya da birbirlerine rahat rahat girip çıkan komşuların yaşadığı apartmanlar olduğunu bilseydiniz yine de bu keyiflerinize devam eder, tehlikeyi görmezden gelir miydiniz?

            Zor bir süreçten geçiyoruz ve bu zorluğun adı,

“VİRÜS, HASTALIK NEFESSİZ KALMAK.”

            Annelerimizden babalarımızdan uzak kaldığımız, işten eve gelince çocuğumuza sarılamadığımız, rutinlerimizin değiştiği, pek çok işimizin yarım kaldığı ya da başlamadan rafa kalktığı bu günlerde sen tehlikeyi görmezden gelirken, sosyal mesafeyi bir kenara atıp, Ramazan sofralarında buluşup, çayını kahveni rahat rahat yudumlarken,

Aslında “HAYAT YARIM KALDI.”

            İstersen bunu bir HATIRLA!

            İstersen bunu bir HATIRLA!

            Caddede yan yana grup halinde dolaşan Hanımefendiler, rahatlığınız karşısında şoke oldum. Hele konuştuklarınızı duyunca…

            “Şükür!” diyordunuz,

            “Şükür bitti gitti, ne çok özlemişiz gezmeyi!”.

            Tutamadım kendimi belli bir mesafeyi koruyup ben maskeli siz maskesiz, hanımlara sordum:

            “Merhaba, ne bitti ?”

            Şaşırdınız maskeli ve mesafeli halime.

            “Sizin haberiniz yok mu? Facebook’ta okuduk, virüs falan değilmiş, basit bir grip türüymüş. Belki de çoğumuz bu gribe yakalanıp fark bile etmemişiz.” O an tüm gücümle bağırmak istedim. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım.

            “Sizin çocuklarınız var mı?”

            “Var.”

            “Neredeler ?”

            “Evdeee…”

            “Onların okulda olması gerekmiyor mu?”

            “E okullar kapalı.”

            “Peki, basit bir grip yüzünden mi eğitim yuvalarımız kapandı, hem de haftalardır? Gençlerimiz, büyüklerimiz basit bir grip yüzünden mi evden çıkamıyorlar. Ya şu dükkânlar, haftalardır aynı nedenden mi kepenk indirdi? Ya sağlık çalışanlarımız yine aynı nedenden mi haftalardır evlerine gidemiyorlar?”

            “ Hakim, savcı avukat evde,

             “Neden ?”

            “Çünkü mahkemeler durdu.”

            “Öğretmenler evde, neden?”

            “Okullar kapalı.”

            “Kamu Dairelerinde pek çok memur dönüşümlü çalışıyor.”

            “Neden ?”

            “Kalabalık demek, risk demek!”

            “Ve hepsi Profesör olan Bilim Kurulu üyelerimiz bu kadar basit bir grip yüzünden mi saatler süren toplantılar yapıp tedbir önerilerinde bulunuyorlar?”

          “ Ya da bu ülke koskoca Üniversite Hastanelerini grip nedeniyle mi Pandemi Hastanesine çevirdi?”

           “ Kolay mıydı onca servis ve o servisin hastalarını başka binalara taşımak?”

            “Bir Kardiyolog ya da Beyin Cerrahı kendi hastalarını, servislerini bırakıp basit bir grip nedeniyle mi ENFEKSİYON eğitimleri alıp Pandemi Servislerinde çalışmaya başladılar?”

            Tutamıyordum kendimi, arka arkaya sıraladıkça sıralıyordum. Sonra derin bir nefes alıp sakinleştim. Ben sakinlerken o beş hanım yavaş yavaş kendi aralarındaki mesafeyi açtılar. Ve içlerinden biri sesi titreyerek:

         “Ama Facebook’ta bunu paylaşan kişi çok emin bir yerden duyduğunu yazıyordu.” diyebildi.

            “Lütfen!” dedim

           “Lütfen Hanımlar, bir tek Sağlık Bakanımıza ve Bilim Kurulu üyelerimize kulak verin. Sizi kandırmalarına izin vermeyin. Dahası siz de kendinizi kandırmayın. Kendiniz için, sevdikleriniz için, ülkemiz için sorumluluk bilincinizi fark edin!”

          “Şu an da maskesiz, birbirinizle yan yana durarak ne kadar savunmasız olduğunuzun farkına VARIN !”

          “Virüs her yerde ve biz onu göremiyoruz.”

          “ Pusuda ,

Belki de şu geçen Beyefendi de,

Belki de şu bankta,

Her yerde!”

Biliyorum hayâllerini yıktım, gülümsemelerini aldım o güzel Hanımefendilerin,

Ama gerçeği görmezden gelemeyiz. GELMEMELİYİZ !

          Ve çocuklar, haftalar sonra çocuklar dışarıda, nasıl özledik değil mi çocuk seslerini? Minicik yüzlerinde maske ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemiyorlar. Fakat yine bir şeyler yanlış anlaşılmış ki çocuklar açık alanlar, parklar, bahçeler yerine alış veriş kuyruklarında sıra bekliyorlar. Dakikalarca, hatta bir Polis çocuklar içeri alınmayacak dese de o çocuklar kaldırımlara merdivenlere oturup annelerinin alış veriş yapmasını bekledi. Peki o alışveriş başka bir gün yapılamaz mıydı? Çocukların sokağa çıkma yasağının sebebini unuttuk mu? Haftalardır evde sabırla sokağa çıkacağı günü bekleyen bir çocuğun hayâli alış veriş kuyrukları olabilir mi sizce?

Merdivende oturmuş annesini bekleyen bir çocuğun kendi kendine söylenmesi belki bize bir şeyler öğretebilir ne dersiniz?

“Ben bayramlık istemiyorum of istemiyorum, ben bisikletime binecektim, arkadaşlarımın yanına gidecektim ya.” (arkasına bakıp annesi geliyor mu diye kontrol ediyor, anne henüz görünürde yok) tekrar ağlamaklı sesle söylenmeye devam ediyor.

“Giymicem o pantolonu kendisi giysin bana ne, ben bisikletime binecektim.”

“Bitiyor işte süre.” Dizlerine kapanıp ağlamaya başlıyor.

Anlaşılmamış olmanın hissettirdiği değersizlik duygusu ile…

           Lütfen sevgili anne babalar, haftaya dört saatlik sürede çocuklarınızın isteklerine, ihtiyaçlarına kulak verin ve bu dört saate onların boylarına inip, onların gözlerinden bakın.

Çocuklarınızı kalabalıktan uzak açık alanlara götürün ve neden sokağa çıkma yasağının uygulandığını hatırlayın!

Oysa bu süreçte söylenenler net!

Sosyal izolasyon   –  maske    – hijyen.

Yani “YENİ NORMALİMİZİN” tanımı…

Çocukların dört saatlik sokakla buluşmasının tanımı ise:

Açık alanda kalabalıktan uzak,

Enerjilerini boşaltmaları, rahatlamaları,

Güneş ışığından faydalanmaları,

Kısacası çocukların da dört saatlik diliminde sanki her şey eskiye dönmüş gibiydi.

Sokaklar, mağazalar kalabalık, çoğu bireyde maske yok, sosyal mesafe yok! YOK!

Oysa iki aydır ne büyük mücadelenin içindeyiz ve adım adım başarıya gidiyoruz.

Adım Adım.

Biz başarıya yürürken TÜM DÜNYA GIPTA ile bizi izliyor.

Öyle bir başarı öyküsü yazıyoruz ki bir taraftan mücadelemizi sürdürürken bir taraftan    da daha dün güç gösterisinde sınır tanımayan ülkelere yardım elimizi uzatıyoruz.

Bunun gururu tarifsiz.

Öyle bir mücadele veriyoruz ki bir taraftan yitirdiğimiz değerlerimizi fark ediyoruz.

Bunun UMUDU aydınlık!

İhmal ettiğimiz, ertelediğimiz her ne varsa ÖZLEMİMİZ oldu. Kıymetini fark ettik. Bir anda bütün hayatımız değişti. Sevdiklerimize sarılmak şöyle dursun aramıza mesafe koyduk. Sokaklarımız, caddelerimiz çocuk seslerine hasret kaldı. Eğitim ekranlara taşındı. Teker teker dükkânlar mağazalar kepenk indirdi. Kısacası hayat yarım kaldı, iki gün, üç gün, bir hafta değil tam iki ay. Düşünceler ise derin derin inceliklere daldı.

Ama artık adım adım zafere yürüme zamanı…

Adım adım normali yeniden tanımlayıp uygulama zamanı.

Elbet bu mücadele sürecinin hasarları oldu, olacak.

Fakat umudumuz en az zararla atlatmak.

İzin ver Türkiye!

Sonuca değil, sürece odaklan.

Sen sürece odaklan ki

Sen tedbirlerini bırakma ki

Zafere giden yol uzamasın.

Bu ülke ağır hasar almasın.

Sen sürece odaklan ki yetkililere kulak ver ki bu ülkenin kahramanları artık sevdiklerine kavuşsun.

Emekler karşılıksız kalmasın.

Siz hiç bu süreçte Pandemi hastanesinde çalışan bir doktor ile sohbet ettiniz mi?

Ben ettim, hem de pek çok kez. Öyle zaman geldi ki sesim titremesin diye ne yapacağımı bilemedim. Biz çocuğumuzu her gün görürken, hatta dokunabiliyorken onlar küçük bir telefonun ekranından sevdiler çocuklarını.

“Anne/baba ne zaman geleceksin?” sorusuna sesleri titreyerek, gözyaşlarını içlerine akıtarak “Yakında.” diye cevap verebildiler.

İzin ver Türkiye “yakında” verilen sözler tutulabilsin!

Biz evimizde sıkılıp dışarı çıkmak için bahaneler ararken, onlar çıplak ayakla halının üstünde dolaşmayı özlediler. Biz sırf kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için maske takmaktan acizken, onlar her gün kat kat kılıfların içinde eldiven ve maskeyle tehlikenin tam göbeğinde ter döktüler.

Ya da siz yıllardır bebek özlemi çekerken savaşın tam ortasında hamile olduğunu öğrenen bir hemşirenin eşiyle bu mutluluğu paylaşamamasını anlayabilir misiniz? Anlayabilir miyiz?

Yıllardır travma öyküleri dinleyip nice danışanlarını karanlıktan aydınlığa ulaştırmış bir psikiyatristin “İlk defa kendimi çaresiz hissettim, evet çaresizliği dibine kadar hissettim.” derken sesindeki çığlığı duydunuz mu hiç?

Yoğun bakım ünitelerine her yeni hasta yatışı yapıldığında hissettiği duygu karşısında kendine: “Kendine gel, sen doktorsun, sen doktorsun!” diye hatırlattığını, yoğun bakımdan servise geçen her hastası için de bayram sevinci yaşadığını anlatırken bir doktorun akan gözyaşlarını yüreğinizde hissettiniz mi hiç?

Ben hissettim. O sessiz çığlıkları, özlemleri defalarca dinledim. Tablodaki eğri hızla yukarı doğru tırmanırken hastane penceresinden insanları yolda toplu halde yürürken gördüklerinde nasıl öfkelendiklerini, çığlık atmak istediklerini, tehlikeyi nasıl fark ettirebiliriz ki diye kaygılandıklarını dinledim. Dinliyorum da…

İstedikleri ne ALKIŞ ne TAKDİR.

Tek istedikleri,

Tam zafere doğru giderken İkinci Dalgayı YAŞATMAMAMIZ.

Kahramanlarımız yorgun, tedbirleri bırakıp 2. Dalgayı yaşatma Türkiye!

Son olarak, Pandemi Hastanesindeki bir doktorun mesajını aynen paylaşmak istiyorum:

“İki aydır derin bir mücadelenin içindeyiz. Evlerimizden, sevdiklerimizden uzakta ve çok yorgunuz ama gururluyuz. Bilinmeyen bir virüse karşı bilinçli davrandık. Var gücümüzle onu tanımaya çalıştık. Bir an bile dikkatimizin dağılmaması gerekiyordu. Fakat Sağlık Bakanımız, Bilim Kurulu üyelerimizle birlikte biz Sağlık çalışanları dev bir ekip olduk. Biz doktorlar aklımızdan ne geçirsek Bilim Kurulumuz bizi duymuş gibi bunu önerdi ve bu tedbir önerileri uygulandı. İşte o tedbir önerileri ile (65 yaş üstü sokağa çıkma kısıtlaması, 20 yaş altı sokağa çıkma kısıtlaması ve hafta sonları sokağa çıkma kısıtlaması)bizim başarıya olan inancımız arttı ve rahat bir nefes aldık. Artık pozitif vaka sayılarımız günbegün azalırken umutlarımız daha da artıyor, aynı özlemlerimizin artması gibi. Kendimizi salgının ikinci haftasındaki gibi çaresiz hissetmiyoruz. 2. aşamadayız. O ilk aşamayı atlattık. Karanlığı yaşadık ama zifiri karanlığı yaşamadık çok şükür. Karanlığı yaşadık diyorum. Çünkü İtalya da meslektaşlarımız hastalarını ölüme terk etmenin çaresizliğini yaşadılar. Hastalar koridorlarda, yerlerde yatıyordu. Ekranda, televizyonda o haberleri gördükçe insanın aklından geçmiyor değil. Biz de böyle bir ateşin içinde bulabiliriz kendimizi diye. Ve ilk haftalarda gelen vakaların durumlarının ağırlığı ve bu virüs için bir aşının, ilacın olmaması gibi pek çok neden bizi karanlıkta bıraktı tabii. Fakat zifiri karanlıkta hiç kalmadık. Şükür ki yoğun bakım ünitelerimiz yetersiz kalmadı. Çok korktuk o noktaya gelmekten. Eğer alınan tedbirlere uyulmasaydı gelirdik de… Çünkü bu virüs saldırırken bir kişi ile bırakmıyor. Saldırdığı kişi nereye dokunsa, kiminle temasta bulunsa hızını kesmeden saldırmaya devam ediyordu.

Başta Sağlık Bakanımız ve Bilim Kurulumuz rehberliğinde azimle, inançla ve bilinçle yorucu hem de çok yorucu mücadeleyi kazanmak üzereyiz.

Fakat normalleşme sürecini insanımız yanlış anladı. Pencerelerden görüyoruz. Caddeler çok kalabalık ve çoğu insan maskesiz. Bu bizi yeniden endişelendiriyor. Henüz salgın bitmedi. Geçmişte örnekleri var, salgın bitti denildiği anda 2. Dalga geliyor.

Sosyal mesafe kurallarına uyulmuyor. Sanki insanlar Cumartesi Pazar evde kalmanın acısını çıkarırcasına dışarı çıkıyorlar, her şey bitmiş gibi. Oysa biraz daha tedbirlere sıkı sıkı sarılsalar, kısa bir süre daha sabretseler; O her gün ekrana gelen tablodaki sayılar 3 basamaklı sayılara düşecek, ardından 2  ve…

Ama o tablo bir anda tırmanışa tekrar geçebilir.

Ve biz Sağlık çalışanları 2. Dalgayı kaldırabilir miyiz bilmiyorum.

Çünkü çok yorgunuz.”

Sağlık çalışanlarımız  yorgun ,

Emek verdiler Türkiye.

Emek verdik!

Tam sonuca gidecekken

                        Ne olur zaferden vazgeçme.

                        Ve şunu hep hatırla:

                        Her zafer ağır yorgunluklarla gelir.

Sabır, dikkat, istikrar, sorumluluk ve inanç ise zafere giden yolun ışıklarıdır.

            Başarmak üzereyiz

Doğru ışıkları takip et ki Türkiye,

Hayat devam etsin. 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ