Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

19 MAYIS’IN SORUMLULUĞU: ÖNCE BAĞIMSIZLIK

cengiz

cengiz

Tarih, geçmişin dökümü değildir; geleceğimizi kurmak için önemlidir. Tarihten ders alınmalı ve geleceği sağlam temellerde kurmaya çalışmalıyız. Dolayısıyla birçok kez tarihi tartışma, tarihin düzeltilmesine ilişkin tartışma değildir. Aslında geleceği ne yönde kuracağımızın tartışmasıdır.

Yine bir 19 Mayıs’ta Atatürk’ün vatanı kurtarması için Samsun’a yollandığı, padişah Vahdettin’in ne kadar vatansever olduğu, Ankara’ya geldiğinde İngilizlerin Atatürk’e selam verdiği iddiası üzerinden Atatürk’ün İngilizci olduğu tartışmalarının içindeyiz. Bazılarımız “tarih hükmünü verdi, ne diye bunlara yanıt veriyorsunuz, değmez” veya “yanı verip kendinizi yormayın, reklamlarını yapıyorsunuz” deyip önemsemese, hatta bizlere kızsa da anlatmalıyız. Çünkü bunlar sadece üç beş yazarın, kendini bilmezin ifadesi değildir. Toplumda üniversite okuyanlar arasında bile sıklıkla karşılaştığımız hususlardır. Dahası bunları dile getirenler artık üniversite çevresinden olmaya başlamıştır. Önceden Kadir Mısıroğlu dile getirdiğinde “akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin rapor var”, “akademik çalışma tarzı yok” deniyordu. Şimdi ise akademisyenler Mısıroğlu  gibi kişilerin sunduğu iddialarını ve dahasını güçlü kanıt getirmeksizin bir takım anılara dayanarak dillendiriyorlar. Lise, üniversite mezunlarının da kafası karışık. Hem Atatürk hem Vahdettin birlikte vatansever sayıp anabiliyor veya kimileri Atatürk’ün Vahdettin’e ihanet ettiğini belirtebiliyor.

Dolayısıyla küçümsenecek değil mücadele edilecek bir husus var. Susuldukça “verecek yanıtlarınız olmadığından sessizsiniz” deniyor. Kendilerini haklı görüp daha da cesaretle tarihi çarpıtmaya çalışıp halkın aklını karıştırıyorlar.

ATATÜRK SAMSUN’A VATANI KURTARMASI İÇİN Mİ  YOLLANDI?

Başta şunu belirtelim ki Atatürk’te milli mücadele fikri daha 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında vardı. Antlaşması imzalandığı vakit Yıldırım Orduları Grup Komutanı olan Atatürk 5 Kasım’da karargahının bulunduğu Adana’da Ali Fuat Cebesoy’a şunu söyler:

“Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır.” Cebesoy gibi güvendiği komutanlara, silahların Anadolu içlerine nakledilmesini ister. Atatürk barış antlaşmasının kolay imzalanmayacağını öngörerek, ateşkes antlaşmasının tüm yurdun kayıtsız ve şartsız teslimini nihayete kadar işgal ve istilaya maruz kalacağı” ve “düşmanların her dediğine başüstüne demekten doğacak neticenin bütün Türkiye’ye bu işgalcilerin hakim olmasına neden olacağını ve “Osmanlı hükümetinin düşmanlar tarafından tayin edileceğini” belirtir. Dahası “İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacağı” hususunda uyarır. 

İstanbul’a gelmesi istendiğinde de Samsun’a gönderilmesini gerektirecek ortamı kendisi hazırlar. Ahmet İzzet Paşa başkanlığındaki bir hükümette Harbiye Bakanı olmaya çalışsa da başaramaz. Sonrasında padişah Vahdettin’i etkilemeye çalışacaktır. Fakat Vahdettin tahtını güvenceye alma derdindedir ve Atatürk’e “ordunun kumandan ve zabitleri (subayları) eminim ki, seni çok severler, bana teminat verir misin ki, onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir”  diyerek tahtını koruma amacı için Atatürk’ü kullanmaya çalışır. İngilizlerin isteği üzerine Vahdettin 21 Aralık 1918’de Meclisi Mebusan’ı fesheder. Atatürk ondan da ümidini keser ve arkadaşlarıyla Vahdettin’i ve hükümeti indirmeyi tasarlayan gizli örgüt kurarlar; fakat “yeni hükümdar ve yeni hükümet de düşman süngüleri karşısında bulunmak vaziyetinden kurtulmuş olmayacaklardı” diyerek bundan vazgeçer.

Artık tek kurtuluş fikri aklında belirir: Anadolu’ya gidip milleti örgütlemek. Bunun için çeşitli siyasetçilerle, bakanlarla temasa geçer. Onun bu temaslarından kaygılanan hükümet çevresi; İngilizlerin “Samsun ve çevresindeki Türklerin, Rumlara yaptığı katliamların önlenmesi, silahlarının toplanması, milli direniş cemiyetlerinin ortadan kaldırılması” talebini gerine getirmek için Atatürk’ü görevlendirir. Böylece onu İstanbul’dan uzaklaştırmış olacaklardı.

İstanbul’dan uzaklaştırmak isteyenler Vahdettin ve Damat Ferit değil mi?

18 Mayıs 2020 tarihli Sabah gazetesinde Atatürk’ün “kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak ve Anadolu dağlarında çürütmek”  isteyenlerce 9. Ordu Müfettişliği’ne görevlendirildiğinden bahsediliyor.

hafifletmeye, orduyu terhis etmemeye ve hükümet değişikliği olursa, kendisinin Harbiye Nazırlığı’na (Bakanlığı’na) getirilmesine çalıştı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya yolladığı “antlaşma olduğu gibi tatbik edildiği halde memleketin baştan

kalmışlar. Bunu işiten yakın arkadaşlarım beni tebrik ettiler.

Beni İstanbul’dan çıkarmakla ağır bir yükten kurtulacaklarını zannedenler, makul bir sebep aramakla meşgul idiler. Nihayet bu sebep, işgal kuvvetleri zabitlerinin raporları ile dolu bir dosya halinde ellerine geldi.” Görüldüğü gibi Atatürk’ün çeşitli çevrelerle temasından duyulan kuşku bu görevin kendisine önerilmesini sağlamıştır. Dolayısıyla görev tesadüfen Atatürk’e verilmemiş, Atatürk bu görevin ona verilmesini sağlamıştır.

Kendisini Samsun’a çürütmek için yollayanlar Vahdettin ve Damat Ferit değil mi ki milli mücadelenin başarısında ortak olsunlar!Gazete yaptığı haberle çelişiyor. Demek ki tarh bilgileri yok veya önemsemiyorlar. Önemli olan Vahdettin ve Damat Ferit’i milli mücadelenin başarısına ortak etmek.“Paşa, paşa…” cümlesinin devamını neden vermiyorlar?

Harbiye Nazırı, başbakan ve padişah imzasıyla Atatürk’e görev belgesi verilir. 16 Mayıs’ta Samsun’a hareket etmeden bir gün önce; yani 15 Mayıs’ta düşman gemilerinin baktığı Yıldız Sarayı’nda Atatürk’le Vahdettin görüşürler. Bu görüşme bir karikatürde şöyle yansıtılır.

Yazar:Mustafa SOLAK

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ