Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

DOĞA EĞİTİMİ VE TARIMA DÖNÜŞ

Ahmet Göçen

Ahmet Göçen

Yaşadığımız salgının bize gösterdiği gerçeklerden birisi de,insanın doğaya duyduğu özlem oldu; işte ve evde kapalı hayatlar süren insanlarda,daha da kapalı bir hayata sürüklenince,bazı psikolojik hastalıklar daha nükseder hale geldi. Aslında insanlık, bu durumu sanayinin yükselmesinden beri yaşamakta. Zaten doğada çalışan ve verdiği emeği un ve ekmek olarak alan insanlar,sanayi devriminin yaşanmasıyla,günde 16-18 saat fabrikada çalışan insanların ruh halinin,aynı olması beklenemez.

Yapılan çalışmalar artık günümüzde stres, panik atak ve psikolojik sorunların giderek arttığını göstermektedir. Sadece 2009-2017 arasında gençlerde, %63 oranında stres artışı olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Hatta yediğimiz elmalar bile,eskisi gibi değildir. Yurtdışında yapılan bir araştırmada, 1991 yılında elma yiyen bir kişinin, 1940’lardaki bir elmada olan demir içeriğini,eşit miktarda alması için, en az üç elma yemesi gerektiğini ifade etmektedir. Filozof Karl Vogt’un “insan ne yerse odur” sözü ile bakacak olursak, insanların çalışma şekillerinin değiştiği gibi,yemeklerinin de değişmesi kimyasına zarar vermektedir.

Yaşanılan pandemi süreci,insanların birkaç şeyi daha derin düşünmesini sağlamıştır;acaba koptuğumuz doğamıza dönebilecek miyiz? Nereden başlamalıyız? Öğrencilerin bahçede ağaç dikerek, aşı yaparak,budama yaparak,sulayarak öğrendiği günlerin aslında, normal derslerimizden değersiz olmadığını anlayabilecek miyiz? Salgından sonra yapılacak en iyi uygulamalardan birisi, eğitimi artık bahçelere taşımak ve bahçeyi de, sınıf ortamına taşımaktır. Sanayileşmeden vazgeçmek mümkün değil ama doğadan uzaklaşmak çok büyük kayıptır. Bu nedenle okullarda tarım uygulamaları yoluyla becerilerini geliştirecek çocuklarımızı, doğa ile buluşturacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Aksi takdirde,yediğimiz elmalar kapitalist sistemin bize sunduğu şekilde gdo’lu sunulmaya devam edilecektir. Çocuklarımız eskiden olduğu gibi,bir ağacın ne zaman dikildiğini, meyvelerin ve sebzelerin mevsimini bilerek yaşayarak öğrenmeli.  Geometri,yeri geldiğinde bir tarlada sulama sistemi ile anlatılmalı, öğrencilere havuz problemi vermek yerine, tarlada bir muşamba havuzdan çıkan su miktarı ile, ne kadar alan sulanabileceği problem durumu olarak verilmeli.

Bir gün,daha büyük salgın ve hastalıklar olduğunda, gerçek hayat sorununa çözen gençlere ve insanlara ihtiyacımız olacak. Bu da okul hayatında, yaşadığımız doğayı anlamaya önem veren,bir eğitim tarzı ile mümkün olabilir.

Mesnevi’de bir hikaye vardır;bir bilgin ile kayıkçı boğazdan diğer tarafa geçiyormuş, bizim bilgin kayıkçıya sormuş: Sen gramer bilir misin? Kayıkçı yok demiş.Bizim bilgin o zaman ömrünün yarısı boşa geçmiş, diye cevap vermiş ve küçümseyerek bakmış adama. Birazdan su köpürmeye ve rüzgar esmeye başlayınca, bizim bilgin korkmuş, kayıkçı ne yapıp etse de, artık kayığı kontrol edemiyormuş.Bilgine sormuş,“Efendim, yüzme bilir misin?” Bilgin “yok bilmem” demiş.Kayıkçı da o zaman, “Şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek, gramer öğreneceğine, biraz da yüzme öğrenseydiniz ya” demiş.

Eğitim,bu nedenle sanayiyi, üretimi,desteklerken de, insanı insan yapan doğasından, gerçek hayat becerilerinden uzaklaştırmamalı.Hatta etkili eğitim, gerçek hayat sorunları üzerinden yapılan disiplinler arası eğitimle, mümkün olabilir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ