Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

‘BAL’LI DİLLİ, GÜLER ‘YÜZ’LÜ YENİ BİR DOLANDIRICILIK HİKÂYESİ

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Tarih 25 Temmuz 2020. Sabah saat 10.30 civarı. Ödemişin doğu çıkışındaki bir akaryakıt istasyonunda aracımın dışına su tutuyorum. İşimin bittiği sırada arka tarafıma yeni yakıt aldığını düşündüğüm 07 … .. plakalı, lacivert renkli, eski model bir Toyota marka araç yanaştı ve içinden çıkan biri güler yüzüyle tatlı diliyle:

‘Abi merhaba!’

‘Merhaba da… Çıkaramadım.’

‘Yasin ben. İzmir’den ……… servisinden. Aracı görünce… Bizim elimizden geçmişti.’

 ‘Ee burada ne işin var Yasin?”

‘İşi bıraktım abi. Fethiye’ye yerleştim. Köy hayatı kurdum. Tavukçuluk, arıcılık…’

‘İyi, güzel…’

‘Yolun düşerse beklerim.’

Burada kadar her şey insani ve vicdani, sonrası ise tümüyle ticari… Üstelik de dolaylı olarak yarı dolandırıcılık türünden…

Giderken aracının arka bagajına yöneldi:

‘Bal vereyim yersin.’

Eee o kadar insanlığa, samimiyete ve tanışıklığa(!) benim de içimdeki inanılmaz insan sevgisi eklenince hayır denilemezdi.

Tahmini 2 kg civarı gösterişli cam bir şişedeki balı babasının hayrına ücretsiz verecek değildi elbette.

Fiyatını bile sormadan sanki bir yere yardım yapar gibi yaka cebime davrandım. ‘Bakalım yanımda ne kadar var. Artık şansına ne çıkarsa…’

Ben yaka cebimdeki o az miktardaki kâğıt paranın ne kadar olduğunu biliyorum:

‘İşte yanımda bu kadar var.’

Parayı çıkarınca miktarı görüp biraz morali bozuldu:

‘Başka yok mu?’

‘Yok’.

Bizim alışveriş tamam. Sonuçta bir şişe bal sahibi oldum. Belki gerçek bal değil, belki de gerçek bilemem. Ancak tatlı olduğu kesin. Şimdi ben kalkıp da o balı tahlil yaptırmak istesem harcı borcunu kurtarmaz, biliyorum.

Oturduğum kahvehanede bal işi yapan bir arkadaşa gösterdim. Kontrol etti. Pek bir şey anlayamadı. Yanındaki de ‘Abi, şişesinin hatırına alınırmış. Sanki reçel bundan daha mı az zararlı?’

Sonuç olarak belki de ‘tat’lı dilli, güler ‘yüz’lü birinden bal edinmiş oldum. İlgili kişinin çalıştığını öne sürdüğü servisten benim aracı tanıma şansı hiç yoktu çünkü aracın plakası değiştikten sonra ben o servise hiç gitmedim.

Kısacası üçkâğıtçılık, dolandırıcılık toplumdaki bazılarının genlerine işlemiş. Dolandırıcılığın hemen her gün yeni yöntemlerini uygulamaya sokuyorlar. Bu durumda dolandıran açıkgöz de dolandırılan saf ya da salakmış gibi bir durum düşünülebilir ama aslında öyle değil. Kişi karşıdaki kötü düşünceliyi de kendisi gibi sanmasındandır. Yoksa pek çok yöntemle dolandırıcılık kurbanı olan yüzlerce profesörün kafaları çalışmadığı için mi bu tuzaklara düştüğünü söylememiz gerekir? Asla…

Daha önceleri telefonla birkaç kez bu tür dolandırıcılık yöntemlerinin yakın muhatabı oldum. İnsan neler yaşıyor neler. Ne büyük meblağlar kaptıranları yazılı ve görsel basında izliyoruz. Konuyla ilgili birkaç kez bu köşeden yazı da yazdım. İnsan bazen boşluğa düşüp aldanabilir de. Ancak ortada çok büyük meblağlar dönüyorsa, bu iş için aradaki görüşme bir de telefonla oluyorsa karşıdaki babanız da olsa inanmayın. Dedim ya bu konularda her zaman boş bulunup tuzaklara düşmeniz karşıdakini kendiniz gibi dürüst bilmenizdendir. Biraz da bu bağlamda boş bulunmanız olayı ister istemez bu noktalara getirebiliyor.

Ben buradaki olayı ilk önce sosyal medyadaki Ödemişliler grubunda paylaştım. Çok farklı yorumlar, görüşler ve öneriler geldi değerli hemşerilerimizden sağ olsunlar. Benzer yöntemlere tanık olanlar da baya varmış aralarında.

Öte yandan bazen düşünüyorum da haksızlık etmiş olmayayım, bu kadar besmeleli götüreninin bile çok olduğu bir ülkede bugüne kadar birkaç kez bana da rastlayan bu kadar besmelesiz götüren de çok sayılmaz hani.

Bazen ‘Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede…’ diye benzer konuları örneklemeye çalışırken kızanlar oluyor. Aslında kızacak bir durum yok ortada. Müslüman, kendisinden çok yönlü olması gereken örnek davranışlar beklenen kişi/kişiler olduğu içindir bu beklenti haklı olarak. Toplumda davranışlarıyla göze batan iki meslek grubu başta yer alır. Bunlar öğretmenlik ve imamlık… Bazen imamlarla bile basına düşen kötü örneklere rastlamıyor değiliz. O zaman o ünlü söz geliyor hemen aklımıza, imam-cemaat ile ilgili. Sonuçta çiğ süt emmiş insanoğlu her meslekte var.

Hani bazen kendi kendimize öz eleştiri yapıyoruz ya ‘Toplum olarak kafamız çalışıyor mu yoksa çalışmıyor mu?’ diye. Bence çalışıyor. Hem de zehir gibi çalışıyor. Çünkü üçkâğıtçılıkları geliştirme ve güncelleme konusunda üstümüze çıkmaz. İşte bu da kafalarımızın zehir gibi çalıştığını gösteriyor. Keşke kafaların bu çalışmasını dürüst biçimde daha verimli, toplum için daha yararlı alanlarda da kullanabilsek.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ