Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

AYNI ANDA ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEK…

MUSTAFA ALİ KASAP

MUSTAFA ALİ KASAP

Resmi yaparken başka bir resmi tasarlıyorum yine. Bazen birkaç resmi aynı anda yapıyorum. Bu aralar iki tuvali yan yana koyup çalıştığım çok oluyor. İkisini yaparken başka bir konu beynimde beni zorluyor da olabiliyor. Eskiden bir konuya odaklaşır başka bir şey düşünmezdim. Aynı anda çok şeyi yapabilmek…  Levent ile Ödemiş”teki atölyemde televizyon için resim programı çekiyoruz. Gökyüzü, dağlar ve deniz konularının olduğu bir manzara resmi yapıyorum. Uçuk mavi gökyüzü içine koyduğum lila, pembe ve kirli beyaz bulutlar… Mor dağların tepesinde birikmiş kıştan kalma kar kümeleri… Işık alan sağ taraflarına vurduğum turuncu ve parlak sarılarla oluşan dağın görkemi… Hem kamaraya dağın yapılışını anlatıyorum hem de resmi oluşturuyorum. Kendimi öylesine kaptırmışım ki, kalan sürenin ne olduğunu hatta arkamdaki kamaraları dahi unuttum. Tablo bitince nasıl bir resim oluşacağını da şimdi kestiremiyorum. Konu kendiliğinden oluşuyor. Sanki objektiflere değil kendi kendime konuşuyorum. Birden kendimi başka bir resmi kurgularken buldum. Bir yandan anlatıyorum: Şuraya şu rengi koyalım. Buraya bu rengi koyalım. Şimdi samur fırçamızı alalım… Bir yandan da yarım kalmış eski bir resmimi düşlüyorum. Arka planını nasıl yapacağımı kestiremediğim bir resmimdi bu muhakkak. Kesinlikle bu mor dağlar, o zeybek figürünün arkasında olmalıydı.  Yarım bıraktığım o kadar çok resmim var ki… Sonradan tamamlasam sanki büyü bozulacak. İlk heyecanı ve coşkuyu yakalayamayacağım endişesiyle çoğu kez yarım resimlerime dokunamıyordum. Başkaları için resim yapmak, kendileri için dinlendirici rahatladıkları bir uğraştır belki ama benim için bazen kavga, bazen de coşku… Günlerce düşlerini gördüğüm bir konuyu tuvalin karşısına geçtiğimde ortaya çıkarabilmek sancılı olabiliyor benim için. Kalp atışlarımı parmak uçlarımda hissetmeden tuvalin başına geçmem. Resim yaparken yanımda olanları görmem bile. Her şeyden soyutlanırım. Ne var ki tüm çalışmalarımı yalnız yapıyorum. Günün herhangi bir olmadık saatinde ve yapayalnız… Düşlerim, boyalarım, tuvalim tüm dünyam…Deniz kıpırtısız bir göl gibi sessiz. Son yüz otuz yılın en sıcak ağustos ayını yaşadığımızı okudum sabah gazetede. Ağustos böceklerinin tek düze sesinden başka hareket yok. Kuşlar bile sessiz bu gün…Paletime iki renk sıktım. Mor ve sarımsı turuncu… Temizleme kabı içindeki bulanık suyu boşalttım. Fırçaları da temizledim. Temizleme kabına doldurduğum su sanki kaynar gibi, elimi yakıyor. Küçük resim odam, bu gün sanki daha da dağınık.Rüzgâr, yavaş yavaş denizin çağıltısını odamın içine getirmeye başladı. Kuşların sesi de denizinkine karıştı. Ne var ki hava hala nemli ve yapış yapış… Bahçedeki ıhlamur ağacının uçlarındaki kavrulmuş yaprakları gibiyim.Ah, düşlerimde gördüğüm o resmi bu gün yapabilecek miyim?Geniş uçlu fırçamı iyice sulandırdım. Paletteki moru, düşümde tasarladığım figürün arkasındaki geniş yüzeylere rastgele sürüyorum. Sonra turuncular, pembeler… Ardından biraz menekşe rengi sıktım, biraz da ateş kırmızısı. Resmin arka planını iyice kapladım. Turuncular morlar pembeler iyice karıştı. Temizleme kabının içinden çıkardığım büyük fırçamın suyunu tuvale birkaç kez çarptım. Akışarak birbirinin içine giren renkler ne kadar güzel etkiler oluşturdu. Artık ellerim çok hızlı çalışıyor.Bu arka planın önünde, tozpembe düşlerde bir yörük gelini tasarlıyorum. Gözler kapalı. Sevi ve hüzün içinde saklı… Başı yana doğru yatmış, kollarını omuz hizasına kadar kaldırarak zarifçe oynayan genç güzel ve alımlı bir gelin…Alnındaki turaları parlak sıcak sarılarla, örtüsünü de serin şeker pembe ve saf beyazlarla boyamalıyım.Artık ellerim isyanda.Fosforlu akrilik menekşe rengini uçuk pembelerle iyice sulandırarak oraya buraya hoyratça sürüyorum. Oynayan kadın figürünü de kaynaştırıyorum arka plan içinde. Lilalar, menekşeler, pembeler, turuncularla iyice kaynaştı. Tasalı fakat oyun oynayan gelinim, kat kat boyalar içinde utanıyor ve saklanıyor gibi duruyor.Uçuk serin şekerli pembeler hâkim oldu resme. Menekşeler içinde turuncular ve parlak sarı noktalar resmi ısıtıyor.Artık ellerimin isyanını bastırmalıyım.Alımlı Yörük gelinimin yüzünü özenle çalışacağım. Al yanaklarını, parlak ateş kırmızısı, ıslak dudaklarını küçük ince hat fırçası ile yapıyorum. Parmak ucuna aldığım parlak ten rengini kadınımın yanaklarına sürüyorum. Okşar gibi ovalıyorum. Güzel Yörük gelini parmak uçlarımda gözleri kapalı, utangaç ve teslim olmuş gibi… Yanakları, işaret parmaklarımın uçları ile ovaladıkça daha da kızarıyor. Serçe parmağımın ucuna, bitmekte olan yağlı boyamın tüpünden sıktığım belki de son beyazı alıyorum. Ateş kırmızısı dolgun alt dudağına usulca dokunuyorum. Gizemli bu küçük dokunuş, kaygan ve ıslak bir etki oluşturdu. Artık tüm parmaklarım boyalı. Hepsinde farklı renkler var.Dışarıdaki ağustos böcekleri ve kuşlar da sustular. Bir kanadı açık penceremin ardında toplanıp gizlice bizi seyrediyorlar. Artık denizin çağıltılarını da duymuyorum.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
- 26 Ekim 2020
Yıl 1976 - 19 Ekim 2020
GÜLÜN DİKENİ - 28 Eylül 2020
- 21 Eylül 2020
GÜLÜN DİKENİ - 14 Eylül 2020
- 7 Eylül 2020
ÖDEMİŞ’TE SİNEMALAR - 24 Ağustos 2020
RESİM YÜREKLE YAPILIR - 17 Ağustos 2020
Yıl 1877 Aylardan Kasım - 10 Ağustos 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ