Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

BİRGİ VE GAZİ UMUR BEY

YAŞAR GÜNAYDIN

YAŞAR GÜNAYDIN

Tarihi Birgi ismi akla gelince, yine Birgi ile adı özdeşleşen Gazi Umur Bey, Umur Paşa diye de anılır. Bazı Batı kaynaklarında bu sonuncusundan bozma Morbassen şeklinde adı geçer. Çağdaş kayıtlarda unvanı “Gāzî-i Rabbânî, Bahâeddin Umur Paşa” olarak verilir. Henüz genç yaşta iken babası onu ele geçirdiği İzmir’in (Yukarı Kale) idaresiyle görevlendirdi. Bu sırada diğer kardeşleri Hızır Bey Ayasuluk’ta, İbrâhim Bahadır Bodemya’da, Süleyman Şah Tire’de, küçük kardeşi Îsâ beylik merkezi Birgi’de bulunduğu söylenmektedir.

Umur Bey 727’de (1327) on sekiz yaşında iken adını duyurmaya başladı. Yazıcıoğlu Ali Selçuknâme’sinde Umur Bey’in 1327-1328’de, İlhanlılar’ın Anadolu valisi iken bağımsız hareket etmeye başlayıp uç kesimindeki Türkmenler üzerinde otorite kurmaya çalışan Timurtaş Bey’in yanına bir nevi elçilikle gönderildiğini, Eğridir’de onunla buluştuğunu ve bağlılık göstergesi olarak hediyeler sunduğunu, Timurtaş’ın haraç talep etmesi üzerine kendilerinin haracı ancak “küffâr”dan aldıklarını, müslümandan haraç istemenin doğru olmadığını söylediği, Timurtaş’ın bu karşı çıkışı beğenip onu gazâ yapmakla görevlendirdiği belirtilir. Bu bilgi doğruluğu şüpheli görülse bile yüzyıl sonra dahi onun şöhretinin sürdüğüne işaret eder.

Düstûrnâme’ye göre İzmir yöresine tayin edildiğinde yanında lalası Ahad Subaşı, veziri makamında Peşrev Bey ve oğlu Yûsuf Bey, Emîr Dündar Bey, Hacı Selman ve İlyas Bey bulunuyordu. İlk iş olarak yanındaki 1000 kişilik kuvvetle İzmir’in Latinler’in elinde kalan kıyı/liman kesimini kuşatma altına aldı. İki buçuk yıl süren kuşatmanın ardından kalenin Cenovalı idarecisi MartinoZaccaria burayı teslim edip Sakız’a gitti (1329 başı). Bu durumda Umur Bey’in 1325-1326’da henüz on beş-on altı yaşlarında iken İzmir yöresinin idaresini üstlendiği anlaşılmaktadır. İkinci önemli seferini kardeşi İbrâhim Bey ile birlikte 729 (1329) yaz aylarında Bozcaada üzerine yaptı. Bu sırada küçük bir filo oluşturmuştu ve kendisi için yaptırdığı büyük kadırganın adını “Gazi” koymuştu. Bu kadırgadan ve inşa ettirdiği yedi küçük gemiden oluşan filosu Bozcaada önlerinde beş kalyonla (göge) iki gün boyunca çatıştı. Bunlardan birini tahrip etti, diğerleri çıkan rüzgârla kurtulup İstanbul’a yelken açtı. Ardından gerçekleştirdiği seferde hedefini Sakız adası teşkil etti. Bu vesileyle yedisi kadırga, diğerleri iğribar ve kayık olmak üzere yirmi sekiz gemilik bir filo kurdu. Ayasuluk’taki ağabeyi Hızır Bey de yirmi iki gemi verdi. Umur Bey elli gemiyle Sakız adasına saldırdı. AhadSubaşı’yı 3000 askerle karaya çıkardı. Bizans Valisi Presto’nun savunduğu kaleyi ele geçirememekle birlikte pek çok esir ve ganimetle İzmir’e döndü. Düstûrnâme’de bu çıkartma sırasında yapılan savaşa Umur Bey’in, yanında kardeşi İbrâhim Bey olduğu halde bizzat katılıp yaya olarak çarpıştığı ve Presto’yu kaleye kapanmaya mecbur ettiği, bütün Sakız adasını yağmaladığı belirtilir. Sakız’a yapılan bu sefer onun şöhretinin yayılmasını sağladı. Hatta ağabeyi Hızır Bey tebrik için İzmir’e gelerek onu desteklediğini herkese gösterdi. Muhtemelen bundan cesaret alan Umur Bey daha bağımsız şekilde hareket etmeye başladı. Komşu beylik olan Saruhanoğulları ile birlikte 1331’de Gelibolu seferine çıktı. Başarılı bir harekâttan sonra İzmir’e döndüğünde babası tarafından Birgi’ye çağrıldı. Burada onunla görüşüp kendisinden izinsiz niçin bu sefere çıktığını izah etmek mecburiyetinde kaldı; bağlılığını tekrarlayıp İzmir’e döndü. Onun ertesi yıl Eğriboz’a ve ardından Semadirek adasına yöneldiğine dair bilgiler vardır.

Bazı rivayetlere göre, Umur Bey babasının yanından döndükten sonra hızla yeni kadırgalar inşasını başlattı, büyük yelkenli gemilerle baş edebilecek nitelikte kadırgalar yaptırdı. 100 gemiyi Ahad Subaşı’nın emrine verdi; 150 gemi kendi idaresinde olmak üzere Ege denizine açıldı. Hedefi Yunan anakarası idi. İpsara, İşkiros (Skyros), İşkopelos adalarını aldı; Tuzla ve Mondoniça (Bodonitsa) iline çıktı, kaleyi kuşattı. Anlaşma karşılığı muhasarayı kaldırdı ve tekrar denize açıldı, bazı adaları yağmaladı. Eğriboz’a çıktı ve buranın idarecisi Messire Piyer’in (Pierre Zeno) kuvvetleriyle savaştı. Ardından haraç alarak onunla anlaştı, hatta onun kılavuzluğunda Monemvasia’ya (Monevesya/Menekşe/Benefşe) ilerledi. Burayı da aldı ve her iki şehri haraçgüzâr hale getirip İzmir’e döndü (1333).

Bu başarılı sefer üzerine babası Mehmed Bey bizzat İzmir’e oğlunu tebriğe geldi; kardeşleri Hızır, Îsâ ve İbrâhim de onunla birlikteydi. Umur Bey babasını ve kardeşlerini zengin hediyelerle karşıladı, bir bakıma gücünü onlara göstermiş oldu. Ardından yeni bir seferin hazırlıklarına başladı. Bu defaki hedefi Mora yarımadası idi. 170 gemiyle denize açılan Umur Bey, Mora’ya akıncıları sevkettiği gibi Kuluri adasına asker çıkardı ve burayı yağmaladı. İzmir’e dönüşünde yine babası tarafından karşılandı ve Birgi’ye gitti. Bu sırada Bizans, Rodos ve Kıbrıs’tan gelen otuz geminin İzmir’e bir keşif harekâtı yaptığını öğrendi. Fakat kendisi yetişmeden gemiler şiddetli direniş karşısında geri çekilmişti. Düstûrnâme’de Umur Bey’in İzmir’e dönüşünün hemen arkasından babasından aldığı davet üzerine yeniden Birgi’ye gittiği, onunla buluşup birlikte ava çıktığı, av sırasında Mehmed Bey’in suya düşüp hastalandığı ve Birgi’ye getirildiği söylenmektedir. Yedi gün Birgi’de kalan Umur Bey’in, hem amcalarının (Hamza, Osman ve Hasan) hem de ağabeyi Hızır’ın muvafakatiyle babasının yerine beyliği kabul ettiği ifade edilir. Burada dikkat çekici bir şekilde Umur Bey’in tahtı ağabeyi Hızır’a teklif ettiği ve onun tahtın Umur Bey’in hakkı olduğunu söylediği rivayeti üzerinde durulur. Olayların gerçekten bu şekilde cereyan edip etmediği konusunu teyit edecek başka bir kaynak bulunmamakla birlikte bunun ilk Osmanlı kroniklerinde zikredilen, Orhan Bey’in Osmanlı Beyliği’nin başına geçişi hadisesiyle ilginç bir benzerliği olduğunu göz önüne almak gerekir. 1333 yazında İzmir’de Umur Bey’i gören İbnBattûta onun zenginliğinden, cömertliğinden ve gazâ şöhretinden övgüyle söz edilmiştir.

Umur Bey’in çok kısa bir süre Birgi’de kalıp acele ile İzmir’e dönüşü buraya karşı tehdidin devam ettiğini gösterir. Nitekim 1334 Eylülünde Haçlı donanmasının İzmir’e çıkışı onun tarafından önlenmiş olmalıdır. Umur Bey’in tahta çıkmasının ardından yeni bir deniz seferine hazırlanması da bu baskına cevap vermek içindir. Bu defa Saruhanoğlu Süleyman Bey ile ortak bir harekâta girişti ve 276 gemiyle Monemvasia’ya geldi, buranın hâkiminden haraç aldıktan sonra İspen (Spanos ?) Kalesi’ni kuşattı. Oradan Mora’ya uzandı; Mezistre, Gavrilopoulas gibi yerlere baskın yaptı, pek çok mal ve esir alıp İzmir’e döndü .Düstûrnâme’ye göre dönüş sırasında gemiler fırtınaya yakalanmış, Umur Bey güçlükle İzmir Limanı’na ulaşırken Süleyman Bey’in gemisi kayalara çarparak karaya oturmuştu. Onu kurtaran Umur Bey, daha sonra Bizanslılar’ın elinde bulunan tek önemli müstahkem kale durumundaki Alaşehir’i kuşattı; bu zorlu savaş sırasında üç yerinden yaralandı, kale kumandanının aman dilemesi üzerine burayı haraçgüzâr hale getirip geri döndü. Düstûrnâme’de, olayı duyan Bizans imparatorunun Umur Bey ile irtibat kurmak için Karaburun’a geldiğinden söz edilir. Aslında İmparator III. Andronikos, Midilli adasını ele geçiren Foça Valisi Dominique’i cezalandırmak amacıyla İstanbul’dan hareket etmiş, Midilli’ye asker sevketmiş, kendisi de Foça’yı kuşatmıştı .Andronikos bu vesileyle Umur Bey ve Saruhan Bey’le iş birliği yapmak istiyordu. İmparatorun yakın adamı Kantakuzenos ile görüşen Umur Bey Bizanslılar’la ittifak kurdu. Bu ilişkiler, Umur Bey’le ileride Bizans tahtına geçecek olan Kantakuzenos arasında sarsılmaz bir bağın kurulmasını sağlayacaktı.

Umur Bey’in Atina’nın Katalan dükünün Latinler’e karşı yardım talebini olumlu karşılayıp harekete geçtiği ve Atina’ya gittiği belirtilir. Dönüşte Andros, Sifnos (Siphos), İşkinos (Sikinos), Nakşa (Naksos), Para (Paros) adalarını vuran Umur Bey, Eğriboz’a çıktı, oradan muhtemelen Bizans imparatorunun isteği doğrultusunda Tesalya’daki âsi Arnavutlar’ın üzerine yürüyerek bazı kaleleri kuşattı. İstefe’ye (Thebai) geldi, etrafı yağmalayıp İşkiros adasına ulaştı, fırtına yüzünden bir süre burada kaldı. Gemilerinin bir kısmı fırtınadan zarar görmüş ve zorlukla Midilli’ye ulaşabilmişti. Burada müttefiklerinin yardımıyla filosunu tamir imkânı buldu, ardından İzmir’e döndü. 1337-1338 yıllarında gerçekleştiği tahmin edilen bu uzun seferin ardından Umur Bey’in yeniden Mora seferine çıktığı, Germe (Isthmus) Hisarı’na ulaştığı, buradan gemileri karadan çektirip İnebahtı tarafına naklettirdiği, oradan İstanbul önlerine geldiği, müttefiki olan imparator tarafından iyi karşılandığı, arkasından Karadeniz’e açılarak Kili’ye ulaşıp etrafı yağmaladıktan sonra dört günde türlü zorluklarla yeniden Germe’ye dönebildiği, orada tekrar gemileri karadan çekip esirleri ve mallarıyla İzmir’e hareket ettiği belirtilir. Ancak Düstûrnâme’de yer alan bu bilgiler coğrafya göz önüne alındığında inandırıcı görünmez ve Eflak seferinin başka bir sefer olma ihtimalinin bulunduğu, gemilerin de bu sefere çıkılırken Gelibolu’daki Germe’den çekildiği ileri sürülür.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
BİRGİ - 23 Ekim 2020
Bademli - 27 Mart 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ