Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

SARIKAMIŞ

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Sarıkamış…

2005 yılında il merkezini olmasa da Kağızman ilçesini gördüğüm, bu ilçeye bağlı CamuşluKöyünde iki gece, üç gün geçirdiğim serhat şehrimiz Kars’ın ilçesi…

Erzurum il sınırları bitiminde devasa Aras Nehrine yakınlaşınca yol iki ana bölüme ayrılıyor. Sağa dönerseniz Kağızman-Iğdır yönüne, sola dönerseniz Sarıkamış-Kars yönüne gidersiniz ki zaten yol üzerinde bu yerleşim yerlerinin yön tabelaları gözünüze çarpar.

Ancak “Sarıkamış” sözcüğü bizlere en çok 1914 yılının böyle bir aralık sonlarında yaşanan dramı ve yüz yılı aşkın bir süredir yakıla gelen ağıtı hatırlatır.

Aralık sonlarında zemherinin ayazı değildir bedenlerimizi üşüten. Üstünden bir asır geçmiş olsa da hatırlanınca insanın yüreğine buzun o keskin acılığında kor ateşler düşüren, on binlerce askerimizin canına mal olan, başlı başına bir büyük dramın adıdır Sarıkamış.

Burada yaşanan asker kaybımız kimilerine göre 60.000, kimlerine göre 90.000, kimilerine göreyse daha da fazla…

Türk ordusu, geçmişten günümüze yüzlerce savaşa katılmıştır. Bunların içinde öyle bir savaş vardır ki; bu daha çok savaştan öte, tam anlamıyla bir facia, bir dram ya da gerçek bir trajedi olarak ele alınması gereken Enver Paşa komutasındaki Sarıkamış Harekâtı’dır. Enver Paşa’nın; amiri ve aynı zamanda da akademiden strateji hocası Hasan İzzet Paşa’nın “Bu hava şartlarında askeri kırdırırız!” uyarılarını hiçe sayarak “Hocam olmasan seni şuracıkta sallandırırdım” şeklinde karşılık verir. 1914 sonlarında Ruslara karşı başlattığı Alman patentli bu harekâtın en acı tarafı, düşmana bir kurşun dahi sıkma fırsatı bulamayan onbinlerce askerimizin Allahüekber Dağları’nda kaskatı kesilerek yaşamlarını yitirmeleridir.

Bu durumu kendince fazla önemsemeden İstanbul’a dönerek padişahın karşısına çıkan ve kendisine yöneltilen “Neler oldu?” sorusuna “Şöyle bir dolaştık geldik” diyebilme ciddiyetsizliğini gösteren Enver Paşa’nın tutumu ise bu dramın adeta tuzu biberidir.

Mustafa Kemal ile aynı yaşta olan Enver Paşa, II. Abdülhamit’in istibdat yönetimine karşı mücadele veren genç bir Türk subayı olarak adını duyurdu. O dönem için, Türk halkının gözünde romantik ve yürekli bir kahramandı. Çekiciydi, becerikliydi ve sokulgandı. Her yer resimleriyle donatılmış, kaldı ki o dönemde doğan çocuklara bile “Enver” ismi verilmişti. Kısa zamanda İttihat ve Terakki içinde de önemli bir yere gelmesini bildi. Ayrıca onun, yaşamı boyunca içki ve sigara kullanmadığı, her askeri harekâtta yanında Kur’an bulundurduğu da söyleniyordu.

Bütün bunların yanında Mustafa Kemal, Enver’in halkın gözünde bu kadar yüceltilmesine pek bir anlam veremiyor, onu kıskandığını kendisi de ifade ediyor ve onun başına gelebilecek tehlikeli sonuçları da sanki çok öncelerden görebiliyordu:

“Elbette ki onu kıskanıyorum. Ben de onun gibi mütevâzi bir aileden geliyorum. Ama bu denli övülüp, hayranlık toplamasının onun gururunu ve kendi beğenmişliğini arttıracağını ve sonunda ülkesine zarar veren bir insan olacağını hiç düşünmediniz mi?”

Enver Paşa’yı, 1911’de Mustafa Kemal ile birlikte Trablusgarp’a giderek İtalyanlara karşı bir direniş cephesi oluşturmaya çalışırken görüyoruz. Fakat Sarıkamış faciasının yanında, kaybedilen toprakları geriye alabilme düşüncesi ve savaşı kazanmasını kesin gördüğü Almanlar ile yaptığı gizli anlaşmayla Osmanlı’yı yeniden savaşa sürüklemesi, onun önemli stratejik hatalarından birisidir.

Enver Paşa Jöntürklerin, hayalperest fikirlerinin temelini oluşturan Pantürkizm’in öncülerindendi. Bu hayalciliği, kendisini, hiçbir kademesinde görev almadan, yalnızca saraya damat olması sonucu elde ettiği Osmanlı’nın en yetkili askeri komutanlığına kadar taşıyacak ve l. Dünya Savaşı’ndaki felâketimize kadar uzanacaktı.

Mustafa Kemal ile Enver Paşa arasında, her yönden büyük farklar vardı. En temel fark ise üst düzey asker oldukları için asıl gerekli olan gerçekçilik ile hayalperestlikti.

Mustafa Kemal’in sezgi gücü yüksekti. Hazırlık yapmaya özen göstermesi, inanılmaz boyutlardaki gözlem gücü ve hiçbir şeyi rastlantılara bırakmayan kişilik yapısı, onun kişiliğinde ön plana ilk çıkan konulardı. Her durumda beklemeyi ve düşmanın sabrını tüketmek için zamandan yararlanmayı çok iyi biliyordu. Bu yönü, tam bir İngiliz taktiğiydi. Hem Çanakkale’de hem de Kurtuluş Savaşı’nın birçok bölümünde bu taktiğini başarıyla uygulamış ve hedefine varmıştır. İşte Mustafa Kemal’i askeri deha yapan konuların başında bunlar geliyordu.

Bu arada birkaç yıl önceki bir televizyon programında Enver Paşa’ya övgüler yağdıran, hızını alamayıp daha da ileri giden ve “Şuna bakın, seksen tane Atatürk eder” diyerek güneş gibi göz önündeki gerçekleri görmezden gelip, tarih bilgisinden yoksun bir densizin içinden geçenleri açıkça ortaya koyması ne kadar da ilginç, ne kadar da acıydı.

Mustafa Kemal, Gelibolu’daki başarısından sonra halk arasında büyük bir sevgi ve coşkunluk uyandırmıştır. Fakat İstanbul’a dönüşünde kendisini hiç karşılayanın olmaması ise dikkat çekicidir. Bunun altında yatan gerçek neden, kitlelerin sevgilisi olmuş böyle bir kahramanın resminin ve dönüş tarihinin Enver Paşa tarafından önlenmesidir. Bu arada, Enver Paşa’nın Osmanlı’nın başkomutan vekili olarak Temmuz 1915’te Gelibolu’ya yaptığı gezide, yalnızca Mustafa Kemal’in komutanlığındaki 19. Tümene uğramaması, aralarındaki soğukluğu ve çekişmeyi belgeler niteliktedir.

Enver Paşa’nın sonrasındaki yurtdışı macerası da önceki dramlardan farksızdır. Onun bu dönemdeki asıl hedefi; eğer Mustafa Kemal, Sakarya’da Yunan ilerleyişini durduramamış olsaydı, mutlaka Anadolu’ya geçecek ve hareketin liderliğini üstlenmektir. Daha öncesinde de Ankara’ya katılma isteğini iletmiş olsa da Mustafa Kemal bunu kesinlikle geri çevirir. Enver Paşa hayallerinin peşinden, önce Berlin’e, sonra da Orta Asya’ya geçer. 1922 ‘de Rusya’da bir Ermeni tarafından 42 yaşındayken öldürülür.

Yeniden ‘Sarıkamış’ konusuna dönecek olursak; bu tarihi dram, hırsına yenik düşen, sorumsuz ve bir türlü talihi yâver gitmeyen, Mustafa Kemal’le sürekli çekişme içinde olan Enver Paşa gibi, rütbelerini saraya damat olduğu için gerçek anlamda hak etmeden sıralamış, realist düşünceden çok uzak bir komutanın, yanlış stratejileri sonucu yaşanılmış son derece hüzünlü, trajik bir savaş destanıdır.

Hüznün, acının dramıdır; yüzyılı aşkın bir süredir sessizce yakılan ağıtların yürek burkan çığlığıdır Sarıkamış… Bu çığlık Türk var oldukça ağıt ağıt yükselmeye devam edecek. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ADI MASAL OLSUN - 14 Ocak 2021
SARIKAMIŞ - 31 Aralık 2020
DALGA - 26 Kasım 2020
ETİL METİL - 22 Ekim 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ