Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

VİCDANINI HER NEREYE BIRAKTIYSAN ORADAN AL,

HÜSNİYE PUZA GACAR

HÜSNİYE PUZA GACAR

SORUMLULUK BİLİNCİNİ NEREDE UNUTTUYSAN,

ARA, BUL ve KULLAN TÜRKİYE!

On aydır büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bu mücadeleye başladığımız günden itibaren hiçbir şey ESKİSİ GİBİ DEĞİL!

Ne günlük rutinlerimiz, ne düğünlerimiz, ne cenazelerimiz….

Hatta bayramlarımız, coşkuyu, huzuru, kavuşmayı doya doya yaşadığımız bayramlarımız bile ESKİSİ GİBİ DEĞİL!

Küçücük bir virüs yalnız bizi mi tüm dünyayı siyah gölgesinin içine aldı ve dikkatsiz tedbirsiz anlarımızı kolluyor.

En çok da kalabalığı seviyor. Hele temas varsa, burun ve ağız açıktaysa daha da güçleniyor, güçlendikçe çoğalıyor.

İşte Covid – 19 dünyayı bir anda etkisi altına alıp  gelişmiş dediğimiz ülkeleri çaresiz noktaya getirirken; benim güzel ülkem bilim insanlarının ışığında tüm dünyayı kendine hayran bıraktı.

Bir anda maske, dezenfektan ve sosyal mesafe hayatımızın emniyet kemeri oldu. İlk defa bayramlarımızda sevdiklerimize sarılamadık.

İki sokak ötedeki annemizin babamızın kapısına hasret kaldık.

Bir an bile kapılarının kapanmaması gereken eğitim yuvalarımız süresi belirsiz bir sessizliğe büründü.

65 yaş üstü, 20 yaş altı bireyler sokağa çıkamadı. Pek çok sektörde iş yerleri birer birer kepenklerini indirdi. Her hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Hastanelerin belli bölümleri Covid Servisine dönüştürülürken, bazı hastaneler de PANDEMİ hastanesine dönüştürüldü. Mahkemeler durduruldu.Kamu personeli 2 gün işe gidiyorsa 3 gün evinden işlerini yürütmeye çalıştı.

Kısacası EĞİTİM durdu,

ADALET durdu,

SOKAKLAR sessizleşti.

Ve hayat yarım kaldı.

İşsiz kalanlar, evine günlük kazancıyla ekmek götürmeye çalışanlar ne olacaktı peki ?

Tüm bu karanlığa rağmen, birileri birilerine el verdi, ses verdi. Tek yürek olup, zorda, darda kim varsa  o el, o ses ona ulaştı. Çünkü burası TÜRKİYE

Ve Türkiye özünü fark etti !

Bir de SAVAŞIN tam ortasında olan, her an hayatlarını, başka bir cana hayat verebilmek pahasına tehlikeye atan birileri vardı.

SAHİ KİMDİ BUNLAR?

Her gece saat 21.00 olunca camlardan, balkonlardan alkışladığımız “kahraman” diye göklere çıkardıklarımız, KİMDİ BUNLAR?

Aylarca evine gidemeyen,

Bizden bir tek maske takmamızı ve kalabalıktan uzak durmamızı isteyip kendileri virüsün kol gezdiği yerde kat kat giyinen, iki hatta üç maske takan, korunmak amacıyla taktıkları gözlüklerin izlerini hala yüzlerinde taşıyan, kılıfların içinde terledikleri için vücutları kabaran hatta an gelip birbirlerini tanımayan, bazen bir yudum su içmeye vakit bulamayanlar, SAHİ KİMDİ ONLAR ?

Evladı telefonda “Ne zaman geleceksin anne?” diye sorduğunda boğazı düğümlenerek yakında diyebilen anne.

Çok özlediği çocuklarını camdan izleyip koşup sarılamayan,“Baba bir kerecik öpeyim seni” diyen kızına “Üstüm ilaç kokuyor eve gelince sarılacağız” diyen baba.Anne sana virüs gelirse“ Ben doktorum de tamam mı? Korkar o zaman.” diyen oğluna yalnızca dudakları titreyerek “Tamam” diyebilen anne,

Kimdi onlar ?Hatırladınız mı?

Bin bir zorlukla yetişen doktorlarımız, hemşirelerimiz, hasta bakıcılarımız,

Siz hiç hayatınız tehlikedeyken, hayat vermeye çalışmanın ne demek olduğunu düşündünüz mü?

Ya da halıya basmayı özlemenin ne demek olduğunu?

Düşünmediyseniz düşünün olur mu?

Peki bir doktor çocuğunun her gece ettiği dua kulaklarınıza geldi mi? Gelmediyse şimdi gelsin o zaman:

Allah’cım, canım Allah’cım güzel Allah’cım.Ben hiç yaramazlık yapmıyorum valla bak gerçekten, yemeğimi de yiyorum.Pamuk’ un kuyruğunu bir kere çektim, yanlışlıkla oldu Allah’cım elim çekiverdi.Söz bir daha çekmem.

İşte tam burada ağlamaya başlıyor Emir,

Annemcim gelsin artık, ne olur gelsin. Çok özledim ben onu

Yastığı da kokmuyor artık.

Annemi gönder Allah’çım. Olur mu ?

Korobirüs annemi öldürmesinAllah’çım olur mu?

Ya dört yaşındaki Baybars’ın sesi;

Allah’ım Korono virüs bitsin amin.Bütün Çinliler ölsün amin.

Beş yaşındaki Ayaz UMUT’ un sesi;

Okulumu ösledimamin,

Parkı ösledimamin.

Babayını (babaanne) özledim amin.

Annemi dünya kadayösledimamin

Çok çok yağmur yağsın coronoları öldürsün amin

İnsanlar mamke (maske) taksın,

Yayamazlık (yaramazlık) yapmasın Amin…

Hiç düşündünüz mü sağlık çalışanlarının çocuklarını, onların özlemlerini, kaygılarını… Düşünmediyseniz bir dakikanızı ayırıp düşünün lütfen!

Özlem mi İŞTE ÖZLEM!

Fedakarlıksa işte FEDAKARLIK!

Mücadeleyse işte MÜCADELE!

Cesaretse işte CESARET!

Emekse sonsuz

Ne için;

Sağlıklı kalalım, ÖLMEYELİM diye.

O çocukların anne babaları ya da o anne babaların evlatları, savaşın tam ortasında derin, yorucu bir mücadelenin içindeler.

Peki karşılığında bizden istedikleri nedir?

Mecbur olmadıkça dışarı çıkmamamız, maske takmamız, mesafeyi korumamız, kalabalık ortamlardan UZAK DURMAMIZ.

Tüm bunları kararlılıkla, tutarlı bir şekilde uygulayıp onlara el vermemiz!

El verdik mi verdik. Arada çıkan tüm caydırıcı düşüncelere, asılsız haberlere rağmen, tek yürek olduk mu olduk ve her gün saat 20.00’ ı gösterdiğinde yeşil tabloyu dört gözle bekledik.

Nisan ayında o tablonun eğrisi inişe geçti. Tabii bu arada biz baharı görmeden yaz geldi.

Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin KOCA yeni normalimizi tanımlayıp bu ülkedeyaşayan her bireyi sorumluluk bilinciyle davranmaya davet etti. Üstüne basa basa eski normalimize dönmediğimizi eğer dönersek sayıların tekrar artacağını vurguladı.

Farkındalık düzeyi yüksek olan,

Sorumluluk bilincinin farkında olan,

Hayatı ciddiye alan,

Başkalarının hayatını da saygı duyan,

Kendini ve sevdiklerini ÖNEMSEYEN,

Empati gücü YÜKSEK,

Vicdanın farkındalığıyla hareket eden, en önemlisi,

DÜŞÜNEBİLEN, ZEKASINI KULLANABİLEN BİREYLER,

Yeni normali doğru tanımladı.

Adımlarını ona göre attı.

Peki ne yaptı onlar?

Yakınlık derecesi ne olursa olsun düğünlere gitmedi.

Cenazelere gitmedi, acıyı telefonla paylaştı,

Doğum günlerine katılmadı,

Misafirliğe gitmedi ve evine misafir kabul etmedi.

Kendi çekirdek ailesi dışında kimseyle yemek masasına oturmadı.

Maskesiz dışarıya adım atmadı.

Akraba komşu ziyaretlerinde de bulunmadı.

Her davete cevabı netti, HAYIR !

Sanki kısıtlılık günleri devam ediyormuş gibi kendi karantinasını uygulamaya devam etti.

Zekice, bilgece, cesurca çünkü onun kendi kendini yönetebilecek bir mekanizması vardı. AKLI !

 Yaptırıma ihtiyacı yoktu. Yönetilmeye ihtiyacı yoktu. Şu an PANDEMİ (SALGIN) devam ediyordu. Yapılacak olan netti !

Sosyal HAYATTAN UZAK DUR !

Bu kadar !Neden ?

O birey akrabasının düğününde olup, mutluluğu paylaşmak istemez miydi ?

Ya da cenaze de acıyı paylaşmayı,

Bir dostu ile oturup kahve içmeyi, yılın yorgunluğunu atmak için tatile gitmeyi,

Sevdiklerine sarılmayı İSTEMEZ MİYDİ ?

İsterdi ELBET…..

Çok mu seviyordu sıcakta çift maske takmayı ?

HAYIR !

Fakat zeki insan bulunduğu ortamda hangi şartlara uyum sağlaması gerekiyorsa bunun farkına varır ve gereğini yapar. Zorlansa da yapar, bahanelere sığınmaz.

O da kendisi için, sevdikleri için, ülkesi için, aylardır canla başla emek veren, ter döken sağlık ordusunun yükünü hafifletmek için gereğini yaptı. Asılsız haberleri değil, bilimin ışığında konuşan yetkililerin söylediklerini takip ederek hayatını ERTELEDİ ! Başka ne için erteledi hayatını;

Kaç nesil kaybolmak üzere bunun farkında, ekran karşısındaki eğitimin yüz yüze eğitimin yerini tutamayacağının farkında. İşte bu farkındalıkla eğitim yuvalarımızın bir an önce açılması için….

Ve o insan şunu iyi biliyor ki, bu süreç ne kadar uzarsa o kadar HASAR alacağız. SAĞLIKTA, EĞİTİMDE, EKONOMİDE, asıl bu zorlu süreç geçtikten sonra açılan yaralar bir bir ortaya çıkacak.

İşte en az hasarla atlatalım diye kendini izole etti, etmeye devam ediyor. Aynı seksenyedi yaşındaki Ahmet Amca gibi.

Geçtiğimiz Ağustos ayında ofise gitmek için evimden çıktım. Yolda maskesiz insanları görünce söylene söylene giderken karşıda sanki her an düşecekmiş gibi ağır ağır yürüyen amcayı fark ettim. Saat henüz 09.30 olmasına rağmen öyle bir sıcak vardı ki. Yüzündeki çift maske terden yapışmış, zor nefes alıyordu. Bir elinde sütü bir elinde ekmeği..

Mesafemi koruyup, seslendim.  Etrafta kimse olmadığını biraz maskesini indirebileceğini, kenara çekilip dinlenebileceğini söyledim.

Kendini bahçe duvarının yanına atıp elindekileri yere bıraktı. Fakat maskesini indirmedi. Yaklaşamıyorum da yanına, endişeliydim.

Tekrar maskesini indirebileceğini söylediğimde zor nefes aldığı için zorlandığından başını Hayır anlamında salladı. Biraz ilerideki markete koşup su aldım. Market görevlisi karşıdan görmüş ve benimle birlikte gelip yardım etmek istedi. Fakat maske çenesinde (normalde böyle durumlarda o marketten alış- veriş yapmazdım. Fakat o suyu almam gerekiyordu.)Maskesiz haliyle amcaya doğru koşunca “Maskeniz yok.” diye uyardım. Su şişesini dezenfektanla temizleyip amcaya uzattım. “Bir yudum iç amca, lütfen bak benim maskem var, yaklaşmıyorum da sana.”Başını tamam anlamında sallayıp, maskesini çenesine indirip titreyen eliyle suyu içti ve hemen maskesini tekrar çekti. Biraz bekledim. “İyi misiniz?”

“İyiyim evlat” dedi. Zor konuşuyordu.

“Sıcakta çıkmasaydınız daha iyi olmaz mıydı ? Size yardımcı olacak bir yakınınız yok mu? “(seve seve gönüllü olurdum).

“Var evlat var. Oğlum var şehir dışında. İşi için gitti. Her şeyimizi alıyor. Ev yoğurdu istedi canım. Hem süt alayım, hem ayaklarım açılsın dedim ama yoruldum. Çift maske, sıcak nefes alamadım. Ama şimdi iyiyim evlat.” Fakat hala nefes alış verişleri düzensizdi.

“Şu an kimse yok amca haydi biraz indir maskeni sonra yine takarsın olmaz mı? “

“Yok evlat, açmam. Asla açmam. O çocuklar, o evlatlar çok yorgun, bir de bu ihtiyar yük olmasın onlara.”

O ÇOCUKLAR, O EVLATCIKLAR ÇOK YORGUN!

“87 yaşındayım. Yaşayacağımı yaşadım. Göreceğimi gördüm. ŞÜKÜR !daha ne. Ama virüsü kaparsam, o çocuklar daha çok yorulacak. Yoksa ölmekten korktuğumdan değil. Anladın mı evlatçığım?”

“Anladım amca ben anladım da birileri hâlâ anlamadı. “

 Oysa gayet NET;

Maske – Mesafe – Temizlik != Evinde Kal !

Haziran ayının gelmesiyle birlikte ilk aylarda kendini eve kapatan bireylerin virüs bitmiş gibi, normale dönmüşüz gibi davranması.

Özellikle toplumda örnek olmasını beklediğimiz bazı bireylerin maske takmayı protesto etmesi (akciğerlere zarar veriyor gerekçesiyle), maskenin zararlarını anlatan paylaşımlarda bulunmaları,

Yeniden kadınların “gün”lerde buluşması, açıklama olarak da “Onlarda dikkat ediyor, biz de dikkat ediyoruz.” demeleri.

“Bizim apartmanda virüs yok.” deyip komşular arası toplanmalar.

Deniz kenarındaki mesafesiz eğlenceler,

“Nasıl gitmeyeyim, büyüklerimiz kırılır” deyip yapılan akraba ziyaretleri…

Ve düğünler;Pandemi kurallına göre hazırlandığı iddia edilen düğünler, kol kola çekilen halaylar,

Doğum günü partileri,

Maske mesafe kuralına uyulmayan cenaze törenleri, acıyı paylaşma adına SARILMALAR, iki üç ailenin bir araya gelip yaktıkları mangallar. Ağız burun yerine kola, bileğe, çeneye takılan maskeler…

Tam biraz daha rahat edeceğiz, sağlık ordumuz dinlenecek, hastanelerimiz rahatlayacak derken daha Ağustos ayında tablo hızla tırmanışa geçti…

Başarımızı konuşan Avrupada vaka sayılarının en fazla olduğu ülke olarak 1. Sıraya yerleştik. Hastaneler doldu. Servisler hızla Covid Servisine dönüştürüldü. Okullar tam açılamadan kapandı. Kısıtlamalar GERİ GELDİ.

NEDEN ?  Şu an daha farklı bir durumda olamaz mıydık ? Kim neyi yanlış anladı ?

Oysa kısıtlamaların gelmemesi için, kendi kısıtlılığımızı kendimizin oluşturması için, nasıl mücadele verildi.

Uyarılar yapıldı, her gün, her saat

Fakat sonuç “kendim ettim”

“kendim buldum !”

Virüs mü bizi bu noktaya getiren ?Sağlık ordusunun bir ihmali mi?Bilim Kurulunun tavsiye kararları mı?Sağlık Bakanlığı mı?

HAYIR !

Korku kültüründe büyütülmüş bir toplumun BÜYÜMEYEN BÜYÜKLERİ……!

Aynı çocukluğundaki gibi yaptırımlar olmadan canına mal olacak olsa bile o davranıştan vazgeçmeyen, bir defadan bir şey olmaz diyen,

Sırf başkaları yapıyor diye, sorgulamadan, düşünmeden, o an yapan,

Bir süre sırf korktuğu için davranıştan vazgeçen, fakat sonra o davranışı uygulamada tutarlılık ve azmi gösteremeyen, çocukken kıyaslandığı için, kendini başkaları ile kıyaslamaya devam eden, aslanım, paşam, prensesim diye etiketlenerek  büyütüldüğü için o etiketlerin kimliğine uygun davranan, ödül olmadı mı motive olamayan, ceza olmadan engellenemeyen,

Ben merkezci bir toplumun büyümeyen büyükleri SAHNEDE !

Ayıplarla günahlarla, her istediği yapılarak TUTARSIZLIKLARLA yetiştirilen,

Asırlardır kız-erkek ayrımı yapılan, sözel, fiziksel, duygusal şiddetin gölgesinde büyütülen çocuklar. Kendi kimliğini bulamadan evleniyor, anne oluyor, baba oluyor. Yetişkinlik sürecini SAĞLIKLI birey olarak yürütemiyor !

Mart ayından itibaren topluma bakarak korku kültüründe büyütülmüş bireylerin bu günlere yansımalarını GÖREBİLİRSİNİZ!

DİN YANLIŞ anlaşılıyor.

Bilim dilde kalıyor.

Hırs, bir anlık verilen kararlar, dinamit olup ayaklarımızın dibinde patlıyor.

Ne diyor Beyefendi; “Kaderimde varsa ölmek maske taksam ne olur, takmasam ne olur?”

Sevgili beyefendi “kader” senin anladığın, yorumladığın gibi olsaydı, Allah sana akıl vermezdi. Sen her türlü tedbirini alacaksın, işte ondan sonrası KADER !

Tutarsızlık içinde yetiştirilen “HAYIR” diyemeyen Hanımefendi ne diyor ?

“Aylardır kapan kapan nereye  kadar, sıkıldım artık, alıştık virüsle yaşamaya, hem o düğüne nasıl gitmem ne derler sonra ?

Sevgili Hanımefendi haklısın kolay bir durum değil, sosyal hayattan bıçak gibi keskin oldu çekilmemiz.

Virüsle mücadele için tedbirlere uyum sağlayıp, alışman harika olurdu.

Fakat virüse alışamazsın. Alıştım dediğin virüs sinsice yaklaşır bir anda seni ya da senin dağıtacağın virüsle sevdiklerini NEFESSİZ bırakabilir.

Lütfen gençliğine güvenme…

Çünkü bu virüs GENÇLERİ de nefessiz bırakabiliyor. Düğüne gitmediğin zaman kendini bilen, saygı duyar. Sen bahanelerin gölgesine sığınma, mücadelenin gereğini yap, HAYIR’ların NET olsun.

Hani büyüklerimiz bazen çok üzüldüğümüzde “Ucunda ölüm mü var” derlerdi. Evet, tedbirsiz atılan her adımın ucunda, her kalabalık ortamda solunan havanın sonrasında ÖLÜM RİSKİ VAR !

Uyanık seni diye övülerek yetiştirilen bireyler kısıtlılık günlerinde “UYANIK”lık yapıp kuralları ihlal edip, gezmeye de gidiyor, arkadaşları ile de buluşuyor, sonra da ben karıncayı bile incitmem diyor.

Sevgili Beyefendi, Hanımefendi belki karıncayı incitmiyorsun ama kendi hayatını, sevdiklerini riske atıyorsun. İstersen söylediğin sözün arkası dolu mu boş mu bir düşün !

Yaptığın UYANIKLIK değil,

YAŞAM HAKKINA SAYGI DUYMAMAK VE SUÇ !

İstersen anlatırken övünmek yerine bir düşün!

Başına gelmeden, canın yanmadan aklın başına gelmeyecek değil mi ? Sen de haklısın, böyle büyütüldün çünkü.

İlla bir yakının hastalanacak, ya da kaybedeceksin ve o zaman virüs varmış, bize gelmez sanıyordum diyeceksin bu sefer de ders alarak değil korktuğun için dikkat edeceksin değil mi?

İşte tam burada Zeren SARI’nın sözleri yankılanıyor kulaklarımda “Neden” demişti Zeren “Neden?”

Hani nerede yeni normal?

Bana gösterin lütfen !

Ama ben şunun farkındayım ki kurallara UYMADIĞIMIZ SÜRECEYENİ NORMALE SOSYAL MESAFE kadar uzağız!

Üç yaşındaki Zeynep;

Birileri onu öpmek istediğinde “Öpmek yok sarılmak yok.” diyor.

4 yaşındaki Ahmet parkın önünden geçerken boynunu bükse de parka girmeyi teklif dahi etmiyor.

Cemal Eymen SARI; “Ben de maske takmak istemiyorum fakat takmak zorunda olduğum için takıyorum.”Yani diyor ki Eymen SARI maske takmak, tercih değil, ZORUNLULUKTUR.

Bu kadar NET !

Sonra durup düşünüyorum, üç yaşındaki çocuk anlatıldı ve anladı.

5 yaşındaki anladı,10 yaşındaki anladı,

Peki kimler ANLAMADI ?

Ve Mete KARAHAN’ın sözleri cevap oluyor bana;

“Hala kadınlar dövülüyor bu ülkede, çocuklar kaçırılıyor, hayvanlara şiddet uygulanıyor, ormanlar yakılıyor; Eeee bu ÜLKE’ye maske takmanın önemini nasıl anlatacaksın?

Ben büyüdüğünü sanan büyüklerin aklını kullandığını düşünmüyorum.”

Sekiz yaşındaki bir çocuğun ülkemize baktığında gördükleri ne kadar can yakıcı değil mi?

Kendince korku kültüründe büyütülmüş, farkındalık ışığı her tarafı sarmışken gölgede yürümeyi ve yürütmeyi tercih eden bireyleri ne güzel anlatıyor.

Aklını kullanamamak!

Her duyduğuna inanmak!

Hayır diyememek!

Kararlılık gösterememek!

Bir şey olmaz, engeline takılmak

Bahanelerin kıskacında kalmak!

Gerçek özgürlüğü ERTELEMEK!

Hastalığı, ölümü hafife almak!

Sonra da başına gelince “KADER” demek!

Ne acı, nasıl bir ACİZLİK!

Bir de tabii toplumun bu zayıf, tutarsız taraflarının farkında olup, harekete geçen okumuş cahillerimiz var,

Amaç tek; KARIŞIKLIK

Karşı taraf neyi nasıl yaparsa yapsın eleştirmek!

Okullar kapandı eleştirildi,

Açıldı eleştirildi.

Kısıtlılık oldu vay efendim neler dendi,

Kısıtlılık kalktı, Bilim Kurulu yine eleştirildi.

Henüz elimize bile gelmeden hayatla eş anlamda olan “Aşı” hakkında pek çok kişi bilirkişi oldu.

Yok efendim aşı güvenilir miymiş?

Yok efendim cip takacaklarmış!

Yok efendim bakanlara, Millet vekillerine farklı aşı yapılacakmış.

Sevgili Beyefendi, Hanımefendi; yıllardır hastalandığında kullandığın antibiyotiklerin nerede üretildiğini biliyor musun?

Ya da çocukken olduğun, hatta hala çocuğuna yaptırdığın pek çok aşının nerede üretildiğini biliyor musun ?

Ya da MR çekilirken aldığın risklerin farkında mısın?

Peki başka alternatifin var mı ?

YOK!

O ilacı kullanman gerekiyorsa kullanıyorsun sorgulamadan!

Bebeğin doğduğu andan itibaren, ay ay aşıları yaptırıyorsun SORGULAMADAN!

MR çektirmen gerekiyorsa, randevu alıp gereğini yaptırıyorsun SORGULAMADAN!

Neden!

Çünkü alanının uzmanı Hekim istedi,

GEREKLİ, ZORUNLU!

Şimdi de Bilim Kurulu diyor ki; aşı korunmanız için HAYAT meselesi ZORUNLU!

Ve siz SUSUN artık Allah aşkına SUSUN!

Susun ki BİLİM KONUŞSUN,

Alanının yetkinleri konuşsun.

Aşının üretim sürecinin 5 ile 8 yıl olduğunu bilmiyorlar mı ? Biliyorlar, fakat o kadar süremiz yok insanlar ÖLÜYOR.

İnsanlığın 5 yıl bekleyecek zamanı yok!

Lütfen o paylaştığın asılsız haberlerin toplumu nasıl etkilediğinin farkına var ve daha fazla hırsına yenilme.

Hani aşı ile cip takacaklar diyorsun ya, o elindeki akıllı telefona bir daha bak istersen. Onu kullandığın sürece sana bir cip takmasına ihtiyaç yok.

Yediğini, içtiğini, gezdiğini tozduğunu paylaşırken zaten o cipi kullanıyorsun.

Eğer gerçekten insanlık için, bir şeyler yapmak istiyorsan yaptıklarınla, söylediklerinle paylaştıklarınla verdiğin zararı düşün,

Hırsını sustur.

Ve topluma verdiğin zararı fark et!

Ya sus ya da bilime saygı duy !

Zekan daha fazla zarar vermesin. Sana inanıp kaç kişi aşı olmayacağım diye dolaşıyor ortalıkta. Sana inanan kaç kişi maske takmıyor,

Daha fazla engel olma !

Lütfen Türkiye,

Vicdanını her nereye bıraktıysan oradan al,

Sorumluluk bilincini her nerede unuttuysan ara bul ve kullan!

Hiçbir şey gördüğün,duyduğun ya da senin görmek, duymak istediğin gibi değil.

GERÇEĞİ DUY !

GERÇEĞİ GÖR !

Ve yalnız yapılması gerekenlere odaklan!

 Her attığın yanlış adımla ilk günden beri titizlikle sürece odaklanan, adımlarını dikkatle atan herbir bireyin hayatından da çalıyorsun. Hayat senin sandığın gibi akmıyor. “Hayat akmaya çalışıyor.” ,

Ve hala pek çok şey yarım özlemlerimiz çok…..

Sen sevdiklerine sarılırken o bireyler sevdiklerine sarılmayı bırak dokunamıyor.

Lütfen artık farkına var.

Adımlarını bilinçle, vicdanla at..

İnsanlar ölüyor, insanlar nefessiz kalıyor, başına gelince değil gelmeden fark et ve insan olmanın gereği gibi hareket et.

Şu an vaka sayıları da hasta sayıları da düşüşte.

Neden; kendi kontrolünü yapamayan bireyler yaptırım ve kısıtlamalarla kontrol altına alındı.

İşte bu yüzden!

Akıl ve gönül isterdi ki Nisan ayında inişe geçen eğri hiç yükselişe geçmesin.

Mümkün müydü?

Mümkündü!

En azından şu andan itibaren aşıyı, virüsün varlığını, maskeyi sorgulamayı bırak.

Tıp bilimine kulak ver!

Yaptırımlarla değil, kendi kontrolünü kendin yap!

Ben ve benim gibi pek çok insan bahardan yaza, yazdan kışa, ta ki gerçek baharı görene kadar ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız, zorlansak da özlesek de, sıkılsak da

Kontrol bizde,

Aklımızla, yüreğimizle, tedbirlerimizle tüm sağlık çalışanlarının yanındayız. Çünkü biz gerçek özgürlüğümüzü istiyoruz.

“Mış” gibi olanı değil,

Çünkü biz yaşam hakkına saygı duyuyor, ülkemizi seviyoruz.

İnsan hayatına saygı duyabilen, aklını, vicdanla dost kılan herbir bireye minnetle !

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ