Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

DÜNDEN BUGÜNE!

YAŞAR EYİCE

YAŞAR EYİCE

14 Mart! Tıp Bayramı,İlk Tıp Bayramı etkinliği işgal altındaki İstanbul’da işgalcileri protesto etmek için 14 Mart 1919 da tıbbiyeliler tarafından organize edilmişti.14 Mart 1827 ülkemiz de modern tıp eğitiminin başladığı gündür.Tabii ki; sağlıklı, mutlu, huzurlu tıp bayramları kutlamak dileği ile uzun süre önce paylaştığım bir yazıyı anımsatmak istiyorum.“Şu  ‘ev de kal!’ günlerinin en iyi tarafı, bana düşünmek için epey bir zaman tanımış olmasıydı.Ben özel sektör de çalışan bir mühendisim..Ben ve çevremde tanıdığım özel sektör çalışanları, paramızın ödenmediği anda projeyi yırtar atarız veya peyder pey işi yaparak kendimizi güvenceye alırız yahut olmadı işi bırakırız…

Ve Olur biter.Kimse de bizlere bu işleri yapacaksın, çalışacaksın demez, diyemez de,İşin doğrusu ve maalesef ayıptır söylemesi ama biz kararlarımızı tamamen kişisel çıkarlarımız doğrultusunda alırız…

Aslında ben bütün meslek gruplarının da böyle olduğunu sanıyor ve vicdanım rahat yaşayıp gidiyordum.Son günlerde bu salgın nedeniyle olsa gerek herkes gibi ben de sağlık camiasını gerçek anlamıyla yeni yeni tanımaya başladığımı fark ettim.Birden Eğer onlar da bizim gibi davranırsa diye bir telaş aldı beni…Öyle ya, bile isteye olağanüstü bulaşıcılığı olan hastaları ben niye muayene edeyim?

Üstelik niçin böylesine bir ölüm riskini göze alayım?Baktım ki olacak gibi değil biraz araştırınca gördüm ki 1 ay önceden ‘izin rapor istifa’ hepsinin zaten yasaklanmış olduğunu öğrendim.Buna rağmen istifa edenler olursa da, bu kişilerin bir daha kamuya alınmayacağı kamu ile iş yapamayacakları yazılmış.Kendi adıma sevindim ama çıkarcı tarafımdan da utandım. İnanın bizim meslek grubuna bu dayatmayı kimse yaptıramazdı.Mesela Ben her 2 bayramda da şehir dışında ki ailemi görmeye ziyarete giderim.Meğer sağlık personeli en fazla bir bayram ki o da nöbetlerini ayarlayabiliyorlarsa gidebiliyorlarmış…

Doğru ya! Adamlar gece gündüz nöbet usulü çalışıyor ve biz tatile giderken de meğer nöbet tutuyorlarmış? Siz hiç ‘Nöbetçi bakkal’ ya da ‘Nöbetçi fırın!’ duydunuz mu?Ama gece yarısı ‘canım sıkılıyor’ şikâyetiyle yahut  ‘elim kaşınıyor’ diye acile gidenler varmış!O zaman doktorun birinin de gece yarısı, ‘Ey fırıncı Çavdarlı bir ekmek istiyorum!’ arzusunu ülkece yerine getirmemiz gerekmez mi?

Çok ironik..Üstelik bu adamların maaşları da sabit değilmiş, daha çok çalıştırılabilmek amacıyla performansa bağlanmışlar.ve maximum çalışsa bile bir hekim, maalesef bir hakim/savcının aldığı maaşı bile alamıyormuş.Üstelik bir uzman hekim en az 10-12 yıl eğitim alıyormuş.40 günlük extra Adli tatiller ve eğitimcilerin yaz tatili aklıma geldi de!Adliye ve milli eğitim personeli çalışmazken, tatildeyken bile maaşlarını tam alırken ne yazık ki sağlık personelinin yıllardır doğru dürüst tatil yapmadığını  üzülerek öğrendim.Avrupa da Amerika da görevden çekilenleri izledikçe, İspanya’da çalıştıkları bakım evlerini terk edip orada yatanları ölüme mahkûm ettiklerini gördükçe, bizim kahraman sağlık personelimize yaşattığımız bütün sıkıntılardan, bütün benliğimle hepimiz adına utanç duydum….

14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle; İzmir Tabib Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Birinci Dereceden Sağlık çalışanları Birlik- Dayanışma Sendikası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası, ‘Kaybettiğimiz ve katledilen sağlık emekçileri için Cumhuriyet Meydanı’nda yani Kordon’da denize karanfil bıraktılar.

Bu şehitlerimizi herhalde başka türlü anma imkanımız yok…

Tabii 14 Mart nedeniyle birçok kuruluş ve kişiler çeşitli mesajlar attılar.

Kutlama yaptılar.Ama nedense her zaman olduğu gibi yine birlik ve beraberlik yok gibi…

İkiyi ayrılmış durumdayız.Bu da açıkça ortada,Umarım artık önemli günlerde siyaset yapmayız ve ikiye ayrılmayız.Benim için günün en önemli açıklamasını Diş Hekimleri yaptılar.

Önemli bir konuya dikkat çekiyorlar.Söylediklerini özetleyeyim:

ENDİŞELERİNDE HAKLILAR

İzmir Diş Hekimleri odası 14 Mart Tıp Bayramı açıklamasında‘Diş hekimleri olarak mesleğimizin içinde bulunduğu durumdan hem kendi adımıza hem de toplum sağlığı adına endişe duymaktayız.

Süre gelen yanlış sağlık politikaları ve sağlam temellere oturtulmadan alınan kararlar mevcut sorunlarımıza zemin hazırlarken acil önlem alınmadığı takdirde bu sorunlar yakın gelecekte içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.’ diyorlar.

Nedenini şu cümle açıklıyor:Son 10 yıldır birbiri ardına açılan diş hekimliği fakülteleri ve mezun diş hekimi sayısındaki kaygı verici artış önlem alınmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız vahim tablonun habercisidir. 2020 yılında 79 adet diş hekimliği fakültesine toplamda 7441 öğrenci kayıt yaptırmıştır. Açılması planlanan yeni diş hekimliği fakülteleri de göz önüne alındığında söz konusu rakamlar acilen yeni düzenlemeler yapılması ve tedbirler alınması gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.İşin bir de şu gerçeği var, asıl sorun da bu,Fakültelerdeki teknolojik donanımın ve özellikle yeni açılan fakültelerdeki akademik kadronun yetersizliği eğitimin kalitesini düşürüyor.

Mezun sayısının artması ve kamuda diş hekimlerinin yetersiz istihdamı nedeniyle yeni mezun diş hekimlerinin çalışma olanakları azalmış, kimi genç hekimlerimiz son derece komik ücretlere razı olarak çalışmak zorunda bırakılıyorlar.Söylemesi son derece üzücü ama bu koşullarda bile iş bulamayan genç meslektaşları mevcut. Ve bir acı gerçek daha,Mesleğin kanayan yarası, sahte diş hekimleri bu dönemde farklı bir şekil almış, diş hekimi olmayan kişilerce açılan poliklinikler aracılığıyla yaşam alanı buldular.Bütün bunlar diş hekimlerinin çalışma biçimlerinde zafiyet ve dejenerasyonların ortaya çıkmasına sebep olarak etik değerleri zayıflattı.

SAĞLIK ÇALIŞANLARI YILI AMA…

2021 ‘sağlık çalışanları yılı’ ilan edildi!Ancak sorun ve beklentilerinin çözümüne dair henüz bir ümit ışığı görebilmiş değiller.Bir yanda pandemi kaynaklı ağır iş yükü, ekstra sorunlar ve can kayıpları, diğer yanda yıllara sari çözüm bekleyen kronik meseleler. Buna karşın bolca alkış, bir o kadar takdir ve teşekkür alıyorlar. Ancak bir türlü sesleri duyulmuyor, sorunları çözüme kavuşturulmuyor, yüzleri güldürülmüyor.Fedakarlıkları, alın terleri, mücadeleleri, canlarını ortaya koymaları, bir türlü yetmiyor sorunlarının çözümüne. Hak etmediklerini ya da hakları olmayanları değil, alın terlerinin ve mücadelelerinin karşılığını istiyorlar.Örneğin, hakkaniyetsiz ve adaletsiz döner sermaye sistemi son bulsun istiyorlar. Can yakan, alın terini yok sayan bu sistemin yerine, ödemelerin hastane bütçesinden değil, merkezi bütçeden karşılandığı yeni bir modele geçilmesini istiyorlar. Bu sayede gelirlerinin, hastanelerin gelirlerine bağlı olmaktan çıkacağını çok iyi biliyorlar. Bu durum aynı zamanda haksız ücret dağılımının son bulması demektir. Bunun yanında, hakkaniyetli iş güvencesi herkesin hakkı olduğu için sözleşmeli istihdam modeline son verilsin istiyorlar. Çünkü aynı iş yerinde aynı işi yapıp da birbirlerinden çok farklı mali, özlük ve sosyal haklara sahip olmak kabul edilecek bir durum değil, herhalde…

Hatalı uygulamalar (Malpraktis) nedeniyle sağlık çalışanlarının ocağına resmen incir ağacı dikiliyor.

3 – 4 bin lira maaş alan bir sağlık çalışanının, 100 binlerce liralık tazminatın altından kalkması mümkün değil.  Sağlık, risk payı çok yüksek bir meslek olduğu için idare, hatalı uygulamalar karşısında sorumluluğu çalışana yükleyerek görevini yapmış olmaz. İdareye düşen, her türlü sorun karşısında çalışanını mağdur etmemek, sahip çıkmaktır.  Binlerce sağlık çalışanı, ‘Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği’ sınavları düzenli ve belli aralıklarla yapılmadığı için mali, özlük ve sosyal noktasında hak kaybı yaşıyor. Bunun önüne geçmek için ekstra ne bir çabaya ne de bir kanuna ihtiyaç vardır. Yönetmelik değişikliği yeterlidir.Çocuklarının emniyeti ve bakımı, sağlık çalışanı ebeveynler için sorun olmaya devam ediyor.

Sağlık çalışanlarının yaklaşık yüzde 40’ı yine sağlık çalışanıyla evli. Diğer kamu çalışanlarıyla evli olma durumları da bu rakama eklendiğinde oran yüzde 60’ları geçmektedir.

Dolayısıyla gündüz bakım evi ve kreş uygulamasının hayata geçirilmesi büyük bir zarurettir.

Bu aynı zamanda hayati bir zarurettir de. Pandemi sürecinde, bazı çocukların canlarına mal olan üzücü hadiselerin varlığını hiç kimse unutmuş değil!Sonuç olarak, sağlık çalışanlarının daha pek çok sorunu var. Bu sorunlarla yaşamayı, bu sorunlara alışmayı, bu sorunların gölgesinde kutsal mesleklerini ifa etmeyi istemiyorlar. Mesleklerini severek yapmalarının yanında bayramlarını bayram gibi kutlamak ve hayatlarını müreffeh bir şekilde sürdürmek istiyorlar.

Tüm bunları sağlık çalışanlarına çok görmemek gerekir. Sağlık çalışanları bayramın en güzelini en iyisini hak ediyor. Çünkü onlar bu ülkenin ‘hayat sigortası.’Şunu da unutmayalım.

İçinde bulunduğumuz Doktor, diğer adıyla Sıhhi İmdat Vagonu 1927 yılında Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryollarında oluşabilecek kazalarda ve bu hatlarda çalışan personele sağlık hizmeti vermek amacıyla Alman Demiryolu firması tarafından üretildi. O yıllarda savaştan yeni çıkmış ekonomik sıkıntılar içersinde olan ülkemizde hastane, doktor, hemşire, personel ve sağlık işleri yeterli değildi. TCDD doktorları kendi kurumları dışında sağlık hizmetlerini doktor vagonlarıyla halkın ayağına taşıdılar.  Sonraki yıllarda ihtiyaç duyulduğu için gezici olarak sağlık hizmeti veren vagonların sayısı artırıldı ve 32 adet Doktor Vagonu hizmete sokuldu. 1960 yılında 3’ü Ege bölgesinde olmak üzere içinde ameliyathane, revir, tabip odası, hemşire odası, mutfağı bulunan Doktor Vagonları’nın gezici hastane hizmetleri 1987 yılına kadar devam ettirildi.  Anadolu Bağdat Demiryolu Ser Tabibi Doktor Mehmet İhsan’ın yazdığı makaleden her türlü tıbbi alet, edevatın bulunduğu “Sıhhi İmdat” vagonlarında, kulak, burun, bademcik, boğaz, göğüs, mide, diş, beyin, kırık çıkık, karaciğer, bağırsak, safra kesesi idrar yolları, nisaiye, hıyarcık göz ve diğer hastalıklarla ilgili tedavi ameliyatların yapıldığını öğreniyoruz. Doktor Vagonlarının 1939 Erzincan depremi gibi ülkemizde yaşanan tabi afetlerde yaralıların imdadına yetişip, şifa dağıttığı bilgisine TCDD arşivlerinde ulaşmak mümkün… Doktor Vagonu’nun da hekimlik yapmış rahmetli Dr. Cengiz Uzuncan’la röportaj yapmış kendisine Doktor Vagonu hakkında sorular sormuştum. 1982 yılında mecburi hizmeti sırasında TCDD Zonguldak kısım hekimliğine atandığında Doktor Vagonu’yla tanışan Dr. Cengiz Uzuncan  bana  “Doktor Vagonu’nun  normal yolcu vagonu büyüklüğünde, dışında pirinç levha üzerine büyük harflerle “DOKTOR” yazdığını, içersinde bekleme salonu, kompartımanlar, doktor muayene odası, dinlenme kompartımanı, mutfak, tuvalet ve banyo bulunduğunu, birinci basamak sağlık hizmeti verilip, doktor, hemşire ve hasta bakıcıların görev yaptığı, özel donanımlı  Doktor Vagonları’nda kasaba ve köylerden gelen hastaların muayene edilip, ilaçlarının verildiğini, gerekirse ameliyatlarının yapıldığını anlatmıştı…

Dr. Cengiz Uzuncan, hastalar Doktor Vagonu’nun gelişinden nasıl haberdar olurdu soruma,

“Vagon turnesinin bir gün önce hangi yük trenine bağlı olarak  yapılacağını  TCDD  kendi telgraf sistemi ile kısımdaki tüm istasyon ve işyerlerine bildirilirdi. Doktor Vagonu’ndan haberdar olan vatandaşlar takip ederek sağlık hizmeti alırlardı. Bu hizmet o günkü şartlar düşünüldüğünde gerçekten çok önemliydi”   Turne, zamana bağlı çalışmayan yük tren dizilerine bağlanarak yapılırdı. Bu nedenle hastaların muayenesi için zaman sıkıştırması olmaz” diye açıklama getirmişti.

Doktor Vagonu’nun onarılma öyküsü.Alman Demiryolu firması WUMAG firmasına 1927 yılında sipariş verilen   müzelik tarihi Doktor Vagonu’nu hurdalıktan çıkarıp kent kültürüne yeniden kazandırılması   TCDD 3. Bölge  Eski  Müdürü Sayın Selim Koçbay ve çalışma arkadaşlarının başarısıdır. Hurdalıktan çıkarıldı derken abartı yapmıyorum. Belgesel çalışması yapmak için Oturak İstasyonu’na giden arkadaşımız Zafer Gazi Tunalı gördüğü manzarayı bize “ Doktor Vagonu, kendi boyu kadar bir rayda kıpırdayamayacak halde küskün duruyordu. Etrafını otlar, ağaçlar bürümüş, tavanı nerede ise çökmüş haldeydi. Hatta ağaçların bazı dalları olmayan camlardan içeri giriyordu. İçine girdiğimizde daha da hüzünlendik. Soyguncuların, talancıların ne aradığını bilmiyoruz ama böylesine tarihi bir sayfanın perişan hali, alt üst edilmiş hali içimizi daha da acıttı.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
BAŞKA ŞEHİR YOK! - 9 Temmuz 2021
GÜNDEME DAİR - 26 Haziran 2021
GÜNDEME DAİR - 25 Haziran 2021
SESLERİNİ DUYURAMIYORLAR - 15 Haziran 2021
TAM DÜŞÜNDÜĞÜM GİBİ - 12 Haziran 2021
ATILIM BÖYLE OLUR - 9 Haziran 2021
GÜNDEME DAİR - 2 Haziran 2021
ANIMSADIKLARIM - 28 Mayıs 2021
GÜNDEME DAİR - 26 Mayıs 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ