Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

KÖY ENSTİTÜLERİ

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

17 Nisan 1940…

Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüdür.

Dünyanın eğitim alanında bizden örnek aldığı, ancak çirkin siyasetin topuklarına değil kafasına kurşun sıktığı özgün bir atılımın adıdır bu.

Dönemim Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in fikir babası, yine dönenim İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un da mükemmel derecede uygulayıcısı olduğu,dünya eğitim literatürüne ismini altın harflerle yazdırmış bir sistem…

Üreten de buradaydı okuyan da…

Düşünen de buradaydı soran da…

Algılayan da buradaydı sorgulayan da…

Akıl da buradaydı, ilim de

Bilim de buraydı irfan da…

Gelecek de buradaydı, ülkenin kalkınmışlığı da.

‘Köy Enstitüleri’ kavramı eğitim istemimiz içinde kısa süreli olmalarına karşın, özgün yapısı ve fark yaratan anlayışıyla,tüm zamanların devrim niteliği taşıyan eğitim olgusudur.

Kapatıldıkları dönemin baş sorumlusu Adnan Menderes, Köy Enstitüleri ile ilgili şu çıkarcı eleştiriyi getiriyordu:

“Köy Enstitüleri yöneten kesimden daha akıllı bir vatandaş profili çiziyor. Bu kabul edilemez.” 

İşte zaten temel sorun burada yatıyor. O gün de aynıydı bugün de aynı. İnsanların kendilerine tanınan fırsatlarla birleştirdiği özgün düşüncelerin dünyada ses getirecek ne tür gelişmelere imza attığını, atabileceğini yakın ve uzak tarih örneklerle ortaya koyar.

Enstitülerin özgün, masrafsız, kendi kendine yetebilen üretken ve düşünen yapısı ülkenin gelişmişliğinin önünde engel olacak dış destekli iç güçlerin hiçbir zaman işlerine gelmedi. Evet, bu durumu kabul etmediler zaten. Yöneten kesim, kendinden daha ileride yer alacak beyinlerin tasfiyesine erken karar verdiler, beyler, ağalar, pazarlıklar, siyasetin kirli pazarlıklarına kurban gitti ne yazık ki…

Bugün eğitim sisteminin ve sistemsizliğin açmazlarının, çıkmazlarının ne durumlarda olduğunu, bu alanda 32 yıllık mesleğime tüm içtenliğiyle adadığım bir ömür olarak, içim acıyarak söylemeye dilim varmıyor ama Köy Enstitüleri anlayışı yaşatılsa, gelişerek sürdürülebilse, dış destekli siyasetin kirli oyunlarına oyuncak olmasa,bugün ülkemiz gerçekten de günümüzün çok daha ötelerinde olurdu.

Köy Enstitüleri öyle birkaç satırlık yazılara sığmaz. Yine de o okullardan yetişen birkaç eli kalem tutan yazardan aldık, edindik ve özümsedik bilgilerini. Bir de gecikmiş olarak çekilmiş belgesellerle, beyazperdeye yarım yamalak aktarılmış sinema filminden…

Köy Enstitüleri anlatılmaz, yaşanır. Düşünerek ve içselleştirerek yaşanır. Naçizane zaman zaman düşünür keşke o dönemlerde yine böyle bir öğretmen olsaydım diye düşünmeden edemem. Kendimce vefa borcumu 2016 Nisan ayında yayınlanan 529 sayfalık uzun süreli çalışmam olan “Uzak Dağ Çiçekleri” isimli kitabımla az da olsa ödemiş oldum.

Yaşamım boyunca Köy Enstitülü güzel insanlar tanıdım. Örneğim doğduğum toprağın ilk ve tek Köy Enstitülü öğretmeni, mesleğimizin ilk görev yerlerinin 36 yıllık arayla Adıyaman’da kesiştiği merhum Halil Taşkın’ı tanıdım.

Yine farklı dönemlerde Ödemiş’e davet ettiğimiz, üyesi bulunduğum Eğitim-İş’in kurucusu Gönen Köy Enstitülü Dr. Niyazi Altunya ile “Öğretmen Benisa” kitabıyla tanıdığımız Çifteler Köy Enstitülü Huriye Saraç’ı… 

Ulusal basında, Cumhuriyet gibi bir gazetede 2005’te yine bugünlerde yayınlanan ilk yazım “Köy Enstitüleri Gerçeğiyle Yüzleşmek” başlığını taşıyordu. Yine o yazımda da belirttiğim gibi Köy Enstitülü Eğitimci-Yazar Osman Şahin’in kitaplarından birinde DP Van eski milletvekili Kinyas Kartal, bu acı bir gerçeğin itirafını şu ifadelerle yapmıştır: 

“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildir. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim, devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok, bana bağlıdırlar. Ben ne dersem, onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık”  

Köy Enstitüleri’nin mimarı, Ortaklar ve Pulur Köy Enstitüleri’nin kurucusu olan ve birçok Köy Enstitüsü’nde çalışmış  Mualla Eyüboğlu  “Hitit Güneşi” adlı kitapta o dönemi  şu anlamlı sözleriyle dile getiriyor:  

“Köy Enstitüleri yüzünden adımızı komüniste çıkardılar.

Mevlevi şeyhleriyle dostluğumuzdan dolayı gericiye.

Her boyaya boyandık  anlayacağın.

Hepsine de gülüp geçtik.

Sabahattin Ağabeyimin dediği gibi, bizden memleketi sevmek…

Gerisi boş…”

Şöyle bir dönüp bakın geriye. Bugün Köy Enstitülerinden geriye ne kaldı diye. Eskimeye yüz tutmuş, çoğu virane olmuş, içi başka dışı başka okulların kuru taş duvarlarıyla, bahçelerinde o güzelim ilkyaz yeli estikçe, ta o günlerden kalma, coşkulu olduğu kadar bir o kadar da hüzünlü melodilerini mırıldanan yaşlanmış ağaçlar ve bir de sonsuza dek ahlarla vahlarla hatırlanıp duracak, 21 noktadan haykıran,onların iç burkan isimleri…

Biz ulusal bayramları kutlamayı severiz. 17 Nisan da Köy Enstitüleri kavramı açısından aslında bir bayramın adıdır. Aynı zamanda bir Aydınlanma Bayramıdır bu. Kutlu olsun.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
AŞKIN ADINI KİRLETMEYİN - 10 Haziran 2021
KEKLİK ve İNSAN - 27 Mayıs 2021
102. YILINDA 19 MAYIS - 20 Mayıs 2021
BİLİM DÜŞMANLIĞI - 29 Nisan 2021
OKU(ma)MAK ÜZERİNE - 22 Nisan 2021
KÖY ENSTİTÜLERİ - 15 Nisan 2021
SÜT TOZU - 8 Nisan 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ