Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

TÜRKİYE’NİN TEKÂLİF-İ MİLLİYE’YE İHTİYACI VAR

cengiz

cengiz

Salgın nedeniyle başlatılan yardım kampanyasının Tekâlif-i Milliye Emirleri’ne benzerliği tartışma konusu oldu. Tekâlif-i Milliye hangi ortamda gündeme gelmişti?

TEKÂLİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ

Atatürk, 5 Ağustos 1921’de kendisine Başkumandan yetkisini aldıktan sonra ilk işlerden biri olarak 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde Tekâlif-i Milliye (Milli Yükümlülük) Emirleri’ni yayınlar. Buna göre;

Emirleri yerine getirmek üzere her ilçede Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacaktır.

Her hane birer kat çamaşır, birer çift çorap ve çarığı parasız verecekti. hazırlayacaktı.

Giyim malzemesinin  % 40’ına, bedeli sonra ödenmek üzere el kondu.

Ordunun beslenmesi için buğday, un, arpa, fasulye, vb gıda maddelerinin % 40’ına, bedeli sonra ödenmek üzere el kondu.

Nakliye vasıtalarıyla, parasız olarak 100 kilometrelik bir mesafeye kadar ayda bir defaya mahsus olmak üzere askeri nakliyata mecbur kılındı.

Ordunun giydirilmesine ve iaşesine yarayan bütün kullanılmayan mallara el kondu.

Elinde savaşa yarar bütün silah ve cephanenin 3 gün zarfında teslimi istendi.

Benzin, vakum, gres, vb bazı kimyasal maddelerin % 40’ına, bedeli sonra ödenmek üzere el kondu.

Demirci, marangoz, dökümcü vb sanatkarların isimleri belirtilmek üzere miktar ve vaziyetlerini tespit ettirildi.

Elinde bulunan dört tekerlekli yaylı araba, at, öküz, kağnı arabalarının bütün teçhizat ve hayvanlarıyla beraber, ayrıca katır ve yük hayvanları, deve, eşeklerin % 20’sine bedeli sonra ödenmek üzere el kondu.

TEKÂLİF-İ MİLLİYE’NİN YARDIM KAMPANYASINDAN FARKI

Tekâlif-i Milliye gönüllüğü dayanıyormuş ve alınan her mal ve hizmet milli mücadeleden sonra geri ödenmiş gibi iddialar var. Yukarıda görüldüğü gibi Tekâlif-i Milliye;

Emirdir. Mecburidir, gönüllüğe dayanmaz.

Her mal ve hizmet parayla alınmamıştır. Örneğin halk, 2., 5., 7. maddelerdeki mal ve hizmetleri parasız sağlayacaktı.

Devletin ve milletin birlikte varını yoğunu ortaya koymasıdır. Yardım kampanyası gönüllüğe dayalı olduğu için salgına dair ihtiyacın bir kısmını karşılayabilir.

ÇÖZÜM TEKÂLİF-İ MİLLİYE’DE

Ülkemiz salgın olmasa da başta vatan savunması, üretim ve istihdam meseleleriyle devletin ve milletin olanaklarının seferber edilmesi gerektiği bir sürece girmişti. Salgın bu süreci hızlandırdı.

Gönüllü olan bir kampanyanın dışında da devlet, özel sektöre ve millete yükümlülükler getirmekten çekinmemelidir. Bunların bir kısmı yapılıyor; ancak halkçı, devletçi ekonomi doğrultusunda alınması gerekli diğer önlemler devreye sokulmalıdır. Yardım kampanyası başlı başına Tekâlif-i Milliye sayılamaz. Tekâlif-i Milliye devlet ve milletin elbirliğidir.

Topyekün savaşın merkezi devlettir

Atatürk savaşı şöyle tanımlamıştı “Harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi, milletlerin bütün mevcudiyetleri ile, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısaca bütün maddi ve manevi kudret ve faziletleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır.”

Tekâlif-i Milliye’nin önemli bir yanı da, Kurtuluş Savaşı komutanlarından General Fahri Belen’in ifadesiyle “dünyada ilk kez topyekun savaşı” uygulamasıdır.

Bugün salgınla savaş da milletin bilim sahasındaki seviyesiyle, dayanışmacı, paylaşımcı, özverili ahlaklarıyla, yani bütün maddi ve manevi kudret ve faziletleriyle verdiği topyekün bir savaştır. Bu savaşı millet adına o dönem devlet ve o devletin yöneticisi Atatürk yönetti. Birey olarak evde maske yapmanın, dağıtmanın ötesinde yapacağımız bir şey yok. Belediyeler temizlik ürünleri üretebilir. Yapabilecekleri yerelleriyle sınırlıdır. Bireysel alanda temizlik ürünlerini üretimi, kısmen korur. Salgını durdurmak ülke çapında eşgüdüm gerekir. Bilim merkezlerinde virüse karşı aşı gibi çareleri devlet bulabilir. Bireysel veya tek tek kurumların kendi bölgelerindeki mücadelenin başarı şansı yok. Bunlar olmakla beraber savaşın merkezden yürütülmesi gerekir. O merkez, devlettir.  Devlet, tüm ülkeye yayılan örgütlenmesiyle, sağlık, gıda, eğitim, ticaret gibi ihtiyaçlarımızı düzenleyebildiği bakanlıklar arasındaki eşgüdümüyle, geniş maddi (sağlık, bilimsel kurumlar, para, vb) olanaklarıyla topyekün mücadeleyi koordine edebilecek tek varlıktır.

Devlet yöneticilerine, bağışın salgına harcanmayacağına yönelik güvensizlik, salgınla savaşı ulusal ölçekte olmaktan koparıp bireysel alana hapsediyor. Beğenilsin veya beğenilmesin, devleti yönetenlerin bağış kampanyasına bu nedenler karşı çıkmak, küçümsemek yanlış. Güvensizliği dile ederek; hatta “paralar açıkları kapatmak için” gibi iddialarda bulunmakla salgınla mücadele vermiş olunmaz. Karşı çıkarak yeni bir mali kaynak yaratmış, çözüm sunulmuş olunmaz. İddialarınızda haklı olsanız bile bedelini sadece iktidar ödemeyecek; hepimiz ödeyeceğiz. İktidar da bunun farkındadır. Bağışları yerinde kullanmayıp bedel ağırlaşırsa Türk Milleti, bunu izlemeyecektir. Çünkü, sözkonusu olan yaşamıdır. Günlük hayatı içinde gözden kaçıracağı, önem vermeyeceği bir husus değil. Herkes canını koruma derdine düştüğü gibi ekonomik olarak zorluklar yaşamakta, sevdikleri için kaygılanmakta, yaşanları üzüntüyle takip etmektedir.

Atatürk, Çanakkale savaşlarında 8 Ağustos 1915’te, ağır bir sorumluluk olan Anafartalar Grup komutanlığını kabul ederken ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu iftiharla üstlendim” demiştir. Dahası iktidara “şu, şunları yapmazsa ben yokum” diyerek gelinmez. Uyarı, çözüm ve mücadele birlikte yürürse millet gözünde alternatif olunur. Atatürk gibi inisiyatif alınır, çözüme, mücadeleye odaklanılırsa bu savaştan başarıyla çıkılır ve millet gözünde itibar kazanılır.

MÜCADELEYİ TEKÂLİF-İ MİLLİYE’YE DÖNÜŞTÜRELİM

Yardımlaşma, dayanışma milli birliği pekiştirir. Bizi, biz eder. Bizden zengin ülkeler dahi kampanyalar yapıyor. Cumhurbaşkanının yardım kampanyasıyla Tekâlif-i Milliye arasındaki kurduğu ilişki, Tekâlif-i Milliye benzeri uygulamanın hayata geçmesi için fırsat olarak değerlendirilmeli. “Bunun neresi Tekâlif-i Milliye!” deyip mahkum etmektense “millet fedakarlık yapıyor, devlet de şu çözümleri alırsa Tekâlif-i Milliye’ye benzer” diyelim. Tekâlif-i Milliye’yi “ödünç para uygulaması” gibi yansıtmak içinde bulunduğumuz şartların topyekün savaşı gerektirdiğinin anlamamaktır, meseleyi küçümsemektir. Dahası sadece bağış kampanyası olarak da düşünmeyelim. Salgın dışındaki meselelerde de devletin, kimi kararları, milletin seçtiği kurumlar (partiler, meslek kuruluşları, dernekler, sendikalar) ile ortak kurumlar oluşturması, denetlemesi gerekebilir. Zorlukları ancak devlet ve millet bütünlüğüyle aşabiliriz.

Aslolan kimin haklı olduğu değil, ortaya çıkan bu durumu millet yararına nasıl kullanacağımızdır. Burada iktidara şu görevler de düşüyor:

Muhalefet partilerinin, meslek kuruluşlarının, kitle örgütlerinin görüşleri alınmalı ve salgın için ortak kurullar oluşturulmalı. Tekalif-i Milliye komisyonları katılımcıdır. Bu komisyonlar her ilçe de kurularak, o ilçenin en büyük mülkî âmirin başkanlığında mâliye ve askerî memurlarla, yönetim kurulu ve memurlarıyla meclis-i idare, belediye, ticaret odasından ikişer üyeden oluşturulmuştur. Dahası bu komisyonlara Anadolu ve Rumeli Hukuk Cemiyeti merkez ve yönetim kurullarından iki üye de katılmıştır Sonraları komisyonlara köylerde imamlar ve muhtarlar da katılmışlardır.

Yapılan yardımların toplanması, harcanması bu ortak kurulların denetimine sunulmalı. Harcamalar millete de duyurulmalıdır.

Ülkenin, emekçinin, işverenin üretime, istihdama, ücret, gıda, kira gibi temel ihtiyaçlarına dair önlemleri almalıdır.

Devlet lüks harcamalardan, gereksiz ve ülkede üretilebilecek mal ve hizmetlerin ithalatından vazgeçmelidir.

Maddi, manevi bütün varlığımızla, kurumların, kişilerin tutumuna değil Türk Milleti olarak savaşın başarısına odaklanalım. Savaşın içinde olarak uyarılarımızı dile getirelim.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ