Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

GÜLÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM: “6 MAYIS 1972”

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

“ABD’nin 6. Filosu İstanbul’a geliyor, Tophane’de demirliyor. Biliyorsunuz rıhtım o zaman orada. Solcu arkadaşlar, yani o zaman onlara komünist derlerdi. Yürüyüşe başladılar. Ben de o zaman Nişantaşı’ndayım, sağcı arkadaşlarla beraberim. Bu arkadaşlar yılmadan, tenine değe değe Tophane’ye yürüyorlar. 6. Filoda yer alan askerleri Tophane’ye çıkartmayacaklar. Ben şahit olduğum olayı anlatıyorum. Deniz Gezmiş, Allah rahmetini bol eylesin. Zannediyoruz ki mahkeme olduğu dönemde birkaç tane insan vurdular, illegal örgüt geliştirdiler. Onunla beraber insan öldürüyorlar diye… Ben bunu düşünüyorum veya bize böyle telkin ediliyor.”

Hiç ön yargılı olmadan, özellikle olayı daha hâlâ işgalcilerin telkin penceresinden gören sığ kafalara böylesi bir ibret belgesi ile başlamak istedim yazıma. 

Bir süre önce corona virüsten kaybettiğimiz Bağımsız Türkiye Partisinin kurucusu ve Genel Başkanı, dürüst siyaset anlayışıyla yer edinemeyen –ki ülkemiz koşulları ve zihniyeti öteden beri böylelerini kabul etmez, ancak kaybettikten sonra ardından övgüler düzmesini çok iyi beceririz- merhum Prof. Dr. Haydar Baş -ki siyasi görüş ve düşüncelerini kendisini az çok tanıyan herkes iyi bilir- işte bir konuşmasında ders niteliğinde bire bir yukarıdaki bu sözleri söylüyor.

Onlara yıllarca, karalayanların, ön yargılıların, dönemin ABD zihniyetinin gözlükleriyle baktılar. ‘Bunlar asılmasaydı ülkenin başına bela olurlardı.” masalını o zavallı beyinlerine iyi yerleştirenler karalayıp, aşağılayıp durdular. Kaldı ki bugün bile açın bakın işgalci penceresinden bakmış, sığ kafalarını henüz güncellememiş internet bilgilerine Deniz Gezmiş için şunu der:

“Deniz Gezmiş, Türk Marksist-Leninist devrimci, öğrenci lideri ve siyasî aktivist. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucu üyesiydi.”

Bu bilgiler, ta o dönemlerden hafızalara özene bezene telkin edilerek işlenmiş ve öyle de kalmış. Ülkede neler olup bittiğinden habersiz sığ kafalar o gün de ABD’li idi, bugün farkında olmadan yine aynı…

Oysaki objektif bir pencereden baktığımızda olayın içi yüzü, 68 Kuşağının ortaya attığı insanları uyandıran, o aydınlanmacı fikirleri hiç de öyle değildi. Bu toprakları vatan olarak benimsemiş, bununla gurur duyanların ülkücü, dindar, muhafazakâr geçinenlerin bile aslında gurur duyacakları işlere kalkıştılar onlar. Bugün o daha önceki düşünsel yanlışlarından dönüp; o günkü bakış açılarına, tavırlarına, ön yargılarına pişmanlık duyanlar da çok oldu.

‘Dar Ağacında Üç Fidan’ ve ‘Gülünün Solduğu Akşam’… Belki de onların kişisel değil, bizim adımıza haklı mücadelelerinin, ABD’nin gurur yaptığı bir kin uğruna, dönemin ülke yönetimine baskıları sonucu yok yere darağacına gönderilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bire bir gerçek yaşamlarının Erdal Öz’ün kaleminden anlatıldığı yürek burkan, en acıklı hikâyeleridir.

Bu ülkede istediği gibi at koşturmak, ülkemizi en büyük rakibi gördüğü dönemin SSCB’sine karşı ileri karakol olarak kullanmak adına ta uzaklardan elini atan, burnunu sokan ABD, öteden beri dünyanın başına beladır. Bir tek askeri için bile bir ülkeyi dünyaya dar eden bu büyük dünya gücü bile görünmeyen, küçücük bir tek corona virüsünden çaresizce on binlerce vatandaşını kaybetti. Para olsa da bir şeye yaramadı, silahın olsa da çare olmadı. Dünyaya kan kustursan da bu konuda aciz kaldın ve istediğin gibi olmadı. Demek ki senin de gücünün bir yere kadar olduğu anlaşıldı.

İşte bu dünyanın ağa babası ABD, dönemin ülke yönetiminde seçmeniyle birlikte oyuncak yaptığı sığ kafalılara sürekli olarak “Komünizm geliyor, ha geldi ha gelecek. İşte bak, SSCB sizin dininizi elinizden alıp dinsiz yapacak. Yok, komünist oluyorsunuz.” gibilerden ortaya attığı masalları hücrelerine kadar işledi. Kaldı ki Kurtuluş Savaşında önemli oranda silah ve cephane desteği dönemin SSCB’sinden geldi, yine Cumhuriyetin ilk yatırımlarında önemli katkıları vardı. O zaman bu toplum komünist mi oldu da şimdi olacaktı?

Kandırılmaya uygun o sığ kafaların arasında daha hâlâ o dönemlerin temsilcilerinin düşündüğü mantıkla izleyen sözde okumuş kesim bile, o günkü gibi düşünmekten kendilerini alamıyorlar. Belgeleri, kimlerin niyetinin ne olduğunu tek tek gözlerinin içlerine soksan o sığ kafalara ulaşmaz, girmez, anlamazlar.

Ülkenin tüm aydınlanma hareketinin önüne mutlaka engeller çıkarıldı. Susturuldu, bitirildi. Bir şekilde engellendi. Şeyh Sait İsyanı, Menemen Olayı, Köy Enstitülerinin kapatılması, birkaç kez gerçekleştirilen ihtilaller…

Ünlü ‘Sefiller’ romanının Fransız yazarı Victor Hugo ne demişti:

“Her kasabada ışık saçan bir öğretmen ve bu ışığı söndürmeye çalışan bir papaz vardır.”   

Mahkeme sırasında gülen Deniz’e sormuştu hakim:

“Neden gülüyorsun?”

Yanıt oldukça anlamlıdır:

“Arkanda adalet yazıyor.”

İşte 6 Mayıs 1972 tarihi bu ülkede adaletin de öldüğü gündür. Hiç kimseyi öldürmeyen bu üç gencin (Deniz Gezmiş-Yusuf Aslan-Hüseyin İnan) ABD baskısı yüzünden, onların incinen gururlarını kurtarmak adına yapılan bu uygulama ülkemiz adına kara bir leke olarak geçmiştir ve bir utanç belgesi olarak kalacaktır.  

Yazının girişindeki ibret belgesi, her şeye karşın kesinlikle bir türlü gerçekleri görmeyen, o inat kafaları değişmeyen, önyargıları kırılmayan tüm sığ kafalaradır. Eskilere de… O kafayı hâlâ inatla, zır cahil sürdüren yenilere de…

Yıllarca tümüyle karşıt siyasi görüşte yer alıp, daha sonraları bazı gerçekleri anlamaya başlayan, sorgulayan yakından tanıdığım bir abim birkaç yıl önce açık yüreklilikle şunu söylemişti:

“Şu Denizlere, gencecik çocuklara büyük haksızlıklar yapılmış, yazık etmişler. Bunu daha yeni yeni anlıyorum. O zaman gençlik işte, biz ne büyük ahmakmışız. Bize o dönemlerde bunlar terörist, komünist, adam öldürüyorlar diye telkin ettiler ve söylenen yalan yanlış ne varsa hepsine de körü körüne inanmışız.”

Yazık bu ülkenin öteden beri kandırılan insanlarına… Bilmeden haklarını savunanlara layık gördükleri ‘terörist’ yakıştırmalarına yazık… ABD’nin uşağı olanlara, onları haklı görenlere, öteden beri yardımına kucak açanlara, elinde oyuncak gibi oynatılanlara, onlarca yıldır yapmadığı kötülük bırakmayan yıkıcı anlayışlarına kılıf uydurmalarına kanmaya, yazık. Meclis utanmadan idam kararı verdi, neye göre. Hangi maddeye göre astınız hepimizin hakkını arayan ve savunan o masum gençleri? Bu kara leke hepinizin. Bu kara leke, işte o kör zihniyetin. Bu kara leke, o günlerin ahmak zihniyetini ısrarla kör gibi önyargılarla sürdürenlerin. 6 Mayısları, o Hıdrellez bayramını vahşete, kıyıma, cinayete çeviren zihniyete yazıklar olsun! Allah sizleri bildiği gibi yapsın.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ELEKTRİK ÇARPMASI - 24 Haziran 2021
AŞKIN ADINI KİRLETMEYİN - 10 Haziran 2021
KEKLİK ve İNSAN - 27 Mayıs 2021
102. YILINDA 19 MAYIS - 20 Mayıs 2021
BİLİM DÜŞMANLIĞI - 29 Nisan 2021
OKU(ma)MAK ÜZERİNE - 22 Nisan 2021
KÖY ENSTİTÜLERİ - 15 Nisan 2021
SÜT TOZU - 8 Nisan 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ