Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

OSMANLI DA BİZİM DE…

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Geçen hafta sosyal medyaya bir haber düştü. Habere göre Nizip İlçe Müftülüğünde görevli bir kişinin Nizip’te duyulan korna seslerinin ne olduğuna dair sorusunun yer aldığı paylaşımına yanıt vererek, “Allah ıslah etsin bu mübarek gecede bugün asıl bayram ettikleri Osmanlı’nın çöküşünü kutluyor deyyuslar, uyan ey Müslüman uyan!” ifadelerini kullandı.

Paylaşımı sonrası büyük tepki çeken S. D. hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve ‘Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma’ nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

Bunun üzerine ilgili kişi sosyal medya hesabından özür mesajı yayınladı, “Yanlış anlaşıldığını ve Atatürk’ü en çok seven kişi olduğunu” öne sürdü.

Kendi çöküş döneminde de vardı bu yeniden diriltme çabası ne yazık ki sonuç vermedi. Hadi o günlerde sıcağı sıcağına hak veririm, kocaman bir geçmiş var, mücadeleye saygı duyarım. Ancak bugün benden hiç kimse asla böyle bir saygı beklemesin, ne benden ne de benim gibi düşünenlerden, çünkü biz Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz.

Osmanlı biteli bir asır oldu. Peki, bir asır oldu da bitti mi sevdası, tükendi mi sevdalıları?.. Hiç tükenmedi. Öyle heves edenler var ki, o dönem en güzel yaşantıyı sürenlerle kendilerini aynı kefeye koyup, yine aynı şeyleri yaşayacağını düşünüyor bizim Osmanlıcı vatandaşlar. Merak etme, öyle bir dönem geri gelse de sana bana cefası, olmadık insanlara da sefası düşer.

Yüzyıllarca Osmanlı’nın yıkılışını izledi bu zihniyet, hem de çaresizce. Hani, ellerinden bir şey mi geldi? Zaman zaman durdurduk sanıldı ama durmadı. Kötü hastalık bir kere bedeni zayıf düşürmeye başladı mıydı sonu pek hayır etmiyor. Tıpkı hasta yatağına bir tür hastalıktan yatıp da sonra birçok organın iflasına ve ardından kaçınılmaz sona giden insan gibi… Ona rağmen gerileme dönemlerinde bile Lale Devri gibi zevki sefa dönemi yarattılar, yapay… İşin çilesini yine o geniş toprakların kırsal kesim insanı çekti. Osmanlı sonundaki en acı meyvelerden biridir örneğin mübadele. Ne insanlar topraklarından zorla göç ettirildi. İşte bunun nedeni Osmanlı’dır. O kadar geniş toprakların zaptı mümkün olmadığından çok uzak diyarlarda savaşa gidenlerin pek çoğu geri dönmedi. Örneğin Yemen bunlardan en başta gelenidir. İşte o savaş dönemlerinde, örneğin İstanbul’da benim öz vatandaşım cepheden cepheye sürülürken, azınlıklar birer köşe başı tuttular, el üstünde yaşadılar İstanbul’un en güzel semtlerinde. Bizim Türk, o dönemlerde yalnızca kişisel ve ailevi çok yönlü yıkılmışlık, perişanlık ve bezginlik bağlamında yanık bir türkü olmaktan öteye geçmedi, geçemedi.

Ne hikmetse özellikle son zamanlarda bir kesim insanımızda tuhaf bir Osmanlıcılık sevdası alıp başını gitti. Aracına bile ‘Osmanlı Torunu’ yazdıranlar, tuğralar attıranlar, Osmanlı arması astıranlar görüyoruz. Ayakları yere sağlam basmayan, tarihin seyrini tam olarak algılayamayan ya da gerçeği kabullenmek istemeyen belli görüşteki insanlarda var bu tuhaf, anlaşılmaz, uçuk sevda. Acaba kendilerini dünyanın bütün topraklarına sahip, o ihtişamlı saray odalarında, zevk-ü sefa içinde, bir eli yağda bir eli bağda olarak mı düşünüyorlar. Yoksa dinlerini daha iyi yaşarım düşüncesi mi var, dindar buldukları Osmanlı’da. İşte burası da tartışılır, dindar bir devlette din adına kılıf uydurulmuş yanlışları sıralamaya kalkarsak işin içinden çıkamayız. Konuyla ilgili bakın İhsan Eliaçık ne diyor:

 İhsan Eliaçık, bir tv programında Osmanlı hakkında aynen şunları diyor:

“Osmanlı’ya muhafazakâr desen muhafazâkar da değil. Osmanlı’nın özenilecek bir tarafı yoktur. Ancak ibret alınacak çok tarafı vardır. Babadan oğula geçme saltanat sistemi Kur’an’a aykırıdır. Önce Osmanlı sultanları bunun hesabını versinler. İlahi kelimetullahmış, yeryüzünde Allah’ın bayraktarlığını, sancaktarlığını yapmakmış. Önce bunları geçsinler, babadan oğula geçme, 600 yıl boyunca hep aynı ailenin soyundan. İnsanların başına geçip, onlardan vergi toplayıp, saraylarda yaşamak… Evlat katlinin hesabını versinler. Kesinlikle Kur’an’a aykırıdır. Cariye hayatı yaşamanın hesabını versinler. Kesinlikle Kur’an’a aykırıdır. Saraylarda harem odaları oluşturup oraya bir sürü Makedonya’dan, Macaristan’dan, Ukrayna’dan kızları doldurup, onlardan her gece biriyle yatarak cariye hayatı yaşayanlar önce bunun hesabın versinler. Bırak ilahi kelimetullahı, bırak İslam’a hizmet etmeyi. Devşirme sistemi kesinlikle Kur’an’a aykırıdır. Önce bunun hesabın versinler. Kur’an der ki yanınıza aldıklarınızın anne babalarıyla isimlerini çağırın.”

Her şeye karşın, tamam, Osmanlı da bizim de… Ancak şimdi bizler Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz. Ayağı yerden kesilmiş olanlar için bu bile azımsanacak bir durum. Daha hâlâ Osmanlı’nın, o yüzyıllarca önce yaşattığı üç kıtaya hükmetme sevdasını saçma sapan düşünce, görüş ve inanışlarla geri getirmeye çalışanlar var. Peki, tamam da sen dünyada yalnız mı yaşıyorsun birader? Etin ne budun ne, silah gücün ne, sanayin ne, ekonomik gücün ne, uluslararasında ağırlığın ne sormazlar mı adama? Fazla uçuk hayal kurma, hayal kurup kurup ah vah çekip durma.

Osmanlı’yla övünelim de. Peki, kuru kuru övünme bize ne kazandıracak? Şimdi hayal olan o koca imparatorluk geri mi gelecek? Gelecekse koşulsuz biz de destek çıkalım. Osmanlıcılık sevdası içinde yanıp tutuşanlar acaba Mustafa Kemal, yoktan yepyeni bir ülke kurarken Osmanlı’ya en güçlü zamanında son verip de mi gerçekleştirdi bu düşüncesini?

İyi düşünün, gerçekçi yaklaşın, objektif bakın. Osmanlı’dan bize ne kalmış? Kalan belli belli değil mi? Orta Anadolu’da bir avuç toprak, aşağılanmış bir Türklük…

Eee bu ‘Osmanlı, Osmanlı’ diye tutturanlar ille de devletin en şaşalı dönemini öne sürüp, zorlu yılları niye akıllarına getirmiyorlar acaba.

Bu istek, tek taraflı bir hayal ürünü olmaktan öteye geçmez. Çünkü dünyada yalnız değilsin. Çok büyük güçlerin izni olmadan başka bir ülkeye haklı geçici bir müdahalede bile başımıza neler gelebileceğini düşünemeyen insanlar var.  

O bir avuç topraktan Mustafa Kemal önderliğinde direndik de yine tarihte yer edindik. Yoksa silinip gidecektik. Anadolu’da yeterince sahip çıkamadığımız, yıllarca atıl durumda bırakılan, önceki uygarlıklarla güzel bir mozaik oluşturmuş yapılar, Mimar Sinan gibi bir dehanın başta camiler olmak üzere diğer yapıları…

Ziya Gökalp ‘İstida’ şiirinde Atatürk’ten ‘dahi kurtarıcı’, Abdülhamit’ten ‘Kızıl Sultan’, Vahdettin’den ise ‘Kara Sultan’ diye söz ederken biz şimdi kimi hangi kefeye koyalım. Doğrularla yanlışlar aynı kefede olur mu hiç? Bu ülkeye, bu topraklara uzun zaman diliminde en çok hizmeti olanlarla koşullar ne olursa olsun bir şey vermeyenleri, hatta İngilizlerin oyuncağı olmuş, sonra da Malta’ya kaçmış sözde bir padişah hakkında kim ne düşünür bilemem ama koşulsuz ilgi duyanlar dışındaki büyük bir çoğunluk kesinlikle iyi düşünmez.

Geçenlerde bir haber düştü medyaya. Tam da yurdum insanlık:

“Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı kırsal Çiftlik Mahallesi’nde çarşamba günlerini sabırsızlıkla bekleyen bir grup mahalleli, reyting rekortmeni ‘Kuruluş Osman’ dizisini alp kıyafeti giyerek izliyor.”

Buyurun bakalım, güler misin ağlar mısın? Sanırım bu tür diziler de kimilerine fazla gaz verdi, coşturdu.

Sanırım bilinmesi gereken şu net gerçeği görmezden geliyoruz:

Osmanlı’ya Mustafa Kemal en güçlü zamanında son verip yeni bir devlet kurmadı. Osmanlı Fatih, Yavuz, Kanuni dönemini yaşamıyordu ki. Hastaydı, hatta ağır hastaydı ve beyin ölümü gerçekleşen her ağır hasta gibi öldü. Şimdi geriye dönüp, “Ah, vah, tüh!” demenin kimseye yararı olmaz. Zaten kontrolün dışındaysa dünyanın her yeri senin toprağın olsa ne çıkar.

Sosyal medyada A. Y. İsimli bir paylaşımcı bayan şunu yazmış hesabından:

“Atatürk’ün kurtardığı topraklarda Osmanlıcılık oynamak kolay, yiyorsa Osmanlı’nın kaybettiği topraklarda oynayın.”

Sonuç olarak Osmanlı da bizimdi. Ancak ömrü 600 yıl da sürse sonlandı. Biz yepyeni bir devlette yaşıyoruz. O devletin adı da Mustafa Kemal’in adeta yoktan kurduğu ve ülke vatandaşına çok yönlü ve çok önemli haklar, özgürlükler verdiği Türkiye Cumhuriyeti’dir. Yaşasın laik ve demokrat Türkiye Cumhuriyeti!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ETİL METİL - 22 Ekim 2020
GIDALARDAKİ HİLELER - 17 Eylül 2020
DÜRÜSTLÜK ÜZERİNE - 3 Eylül 2020
KÖFTE, PİDE, LOKMA - 27 Ağustos 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ