Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

AL O ÇÖPÜNÜ…

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Sizler durumdan hoşnut musunuz bilemem ama ben çevreyi bu kadar kirletmeye meraklı, görgüsüz, vurdumduymaz çöpseverlerle(!) aynı köykentte(!) oturmaktan nefret eder duruma geldim. ‘Köykent’ diyorum çünkü bu güzel ilçemizi köykent yapanların da yine aynı zihniyet olduğunu ileri sürüyorum.

Bir insan düşünün, erkek olsun kadın olsun, köylü olsun şehirli olsun, eğitimli olsun cahil olsun her ne olursa olsun ama önce insan(!) olsun.

Bu kadar mı çöpten hoşlanır, çöple etrafını kirletmekten zevk alınır. Şaşılacak şey doğrusu. Ben bu saatten sonra artık iyi niyet aramıyorum. Bu işte olsa olsa kasıt vardır.

Bu konuda defalarca yazılar yazdım. Defalarca sosyal paylaşım sayfalarında paylaşımlarım oldu. Sitemlerim oldu, uyarılarım oldu, öneriler ortaya koydum. Tüm bunları yetkili ya da görevli biri olarak değil, bu şehirde yaşayan duyarlı ve ilgili sade bir vatandaş olarak yaptım bu bunu. Bir görev bildim, büyük bir sorumluluk olarak algıladım. Köylü olmanın önemli değil, çünkü ben de köylüyüm, önemli olanın şehirde köyde yaşar gibi yaşamamak olduğunu defalarca belirttim.

Aklı başında geçinen bir insan ne diye kendi yaşadığı çevreyi bile bile kirletir ki… Ne diye çevreye karşı bu kadar duyarsız davranır ki… “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” sözünü dilinden düşürmeyen sözde milliyetçilik naraları atan kimi insanlarımızın bile bu ilçede konuyla ilgili duyarsız ve ilgisiz yaklaşımları insanı fazlasıyla üzüyor. Vatan toprağını ne diye kirletiyorsun kardeşim? Her yer çöp, her yer küçüklü büyüklü atık…

Önceki hafta Adnan Menderes Caddesinde önümde seyretmekte olan lüks bir aracın camı açılıyor ve içinden dondurma kâğıdı atılıyor. Al o çöpünü…

Geçen Cuma öğleye doğru çarşıdan evime doğru yürüyorum. Lise Caddesindeyim. Önüme yukarıdan kullanılmış ve sıkılmış pat diye bir peçete düştü. Hemen yukarı baktım. Orta yaşın üstünde bir kadın. Evinin camından dışarıya bakıyor. O sırada elini yüzünü silip, burnunu temizleyip o peçeteyi yola atmış olmalı. Hani bazen bir bakış yeter derler ya. Kanının bu yakışıksız hareketine şimdi durduk yere laf edip karşılık vermeyeyim diye yalnızca baktım. Kadın bakınca bozuldu, utanır gibi oldu. Yaptığının yanlış olduğunu pekâlâ kendisi de çok iyi biliyor. Al o çöpünü…

Yine bundan önce bir koltuk, kanepe tamircisi… İşini, dükkânın önüne taşırmış, neredeyse yolda çalışıyor. Bu durumda kaldırım fazlasıyla işgal altında… Hadi işin bu tarafını geçtik. Bir de yolu sigara izmaritiyle doldurmuş. Onlarca izmarit hem de… Yetmediği gibi ben geçerken bir tane daha fırlatıyor. Al o çöpünü…

Bu gidişle kavga, yaralama ve cinayet gibi konularda isim yapmış, hatta “İzmir’in Teksas’ı” gibi isimle anılmaya başlamış şu mübarek ilçemiz(!) ‘çöp kent’ veya  ‘kirli ilçe’ gibi isimlerle anılacak diye korkuyorum.

Çünkü vatandaşımız anlamıyor. Sanki sokak hayvanlarını çok düşünüyorlar gibi evinden aldığı içinde gıda artığı bulunan poşeti çöp varili yerine hemen yere, yanı başına bırakan birinde artık ben iyi niyet aramıyorum. Bir süre sonra o çöp poşetinin etrafa dağılacağını, hiç de hoş olmayan birtakım görüntüler oluşturacağını, kötü kokular yayacağını düşünemiyor mu acaba?

Bu çöp konusu yalnızca ilgili duyarsız ve cahil kişilerin kendi oturdukları yerle de sınırlı değil. Bu kişilerin sözde piknik için gittikleri Gölcük ve Bozdağ gibi yerlerde de aynı anlayışlarını sürdürüyor olmalılar ki oralarda da özellikle yaz dönemlerinde benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Örneğin birkaç hafta önce uğradığım Kırkoluk’ta sağa sola atılan cam şişeler vardı. Hatta bu şişelerden biri kırılmış ve neredeyse otomobilimin lastiğini kesiyordu.

Ödemiş içinde çöp varillerinin yanı başlarına bakıyorsun yığınlar oluşmuş. İçine bakıyorsun fazlasıyla boş yer var. Eee o zaman niye dışına atıyorsun kardeşim. Sen iyisi mi al o çöpünü…

Gölcük’teki çöp ve kirlenme ile ilgili daha önceki yıllarda da defalarca yazılar yazdım. Yazsan ne olacak sanki, adam okumuyor ki. Okusa da anlamıyor. Anlasa da işine gelmiyor. Çocuğu mutlu olacaksa çöpü etrafa atsın, dilediğince kirletsin. Çevre nasıl olsa onu yok eder. Acaba? Bir naylon poşetin doğada kaybolma süresi 1000 yıl ise düşünen o poşet artığını kaç nesil görecek ve zararını çekecek. Kısaca böyle bir devirde cehalet zirve yapmış bun bir de kasıt eklenmiş daha ne beklenir ki…  

Birkaç gün öncesi Gölcük ve Bozdağ’a bir kez daha uğradım. Hele bir de pazar günü olunca hemen her yer iğne atsan yere düşmez tanımına çok uyuyor. Gözüm aynı zamanda çevrede. Kirlenme var mı yok mu? Olmaması mümkün mü? Elbette var. Hele insanlar buralardan geriye dönüş yapınca atıklar asıl o zaman ortaya çıkıp kendilerini gösterecekler. Çevre temizliği konusunda duyarlı olanlara sözümüz yok ancak bunun yalnızca düşük bir oran karşımıza çıkacağı kaçınılmaz bir gerçek.

Çevre temizliği konusundaki naçizane önerimi defalarca yineledim ve bizzat Belediye Başkanına da ilettim. Bu işin çözümü sık olarak konulacak kameralar… İşin denetlemesi de uygun görülen gerekli parasal cezaların da verilmesiyle konunun önemli ölçüde önlenebileceği düşüncesindeyim. Başka türlü önüne geçilmez. Çünkü cehalete bir de kasıt eklenince ortaya işte böyle dört mevsim kötü görünen, sokakları kirli devasa bir çöp kent ortaya çıkıyor.

Düşünüyorum… Yok yok, cehalet kaynaklı kasıt var bu işte. Başka türlü bir açıklaması olmaz, olamaz. Çok yönlü yaşanası şu üç günlük dünyayı kötü niyetli cehalet ne duruma getirdi. Bu tür insanlara da böylelerinin insanlığına da yazıklar olsun.  

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ