Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

KUDÜS

MEHMET TOP

MEHMET TOP

Dünyadaki kadim şehirler içerisinde Kudüs, kurulduğu dönemden günümüze kadar birçok istila, işgal ve yıkıma uğramasına rağmen, önemini korumuş, ayrı bir yere ve konuma sahip olmuştur. Dinlerin ve medeniyetlerin kesiştiği Ortadoğu coğrafyasında, bütün semavi dinlerin temsil edildiği, Allah tarafından kutsal kılınmış bir şehirdir. Akdeniz ile Lut Gölü arasında kalan Kudüs, günümüzde çoğunu İsrail Devleti’nin işgal ettiği Filistin toprakları içerisinde kalmaktadır. Geçmişte Suriye toprakları içerisinde gösterilen Kudüs, üç semavi din yani Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet açısından kutsal kabul edilmektedir. Kutsiyetini üç tepeden almaktadır. Bunlardan biri Tapınak (Moriah) Dağı olup, Beytü’l-makdis/ Mescid-i Aksa içerisinde yer almaktadır. Üzerine Süleyman Mabedi’nin inşa edildiği yer olması nedeniyle Yahudiler tarafından kutsal kabul edilmektedir. Ayrıca Peygamberimiz’in (as) Miraca yükseldiği kaya olması nedeniyle de üzerine Emevi döneminde Kubbetü’s-sahra inşa edilmiş, Müslümanlar tarafından da kutsal kabul edilmiştir. Diğeri Zeytin Dağı olup, yine üç semavi din açısından önemlidir. Bir diğeri de Sion Dağı olup, üzerinde Hz. Davut’un mezarı bulunmakta, günümüzde Hz. Davut Külliyesi yer almaktadır.
İslam tarihi ve medeniyeti açısından Kudüs’ün anlaşılması, dini olduğu kadar sanat ve mimari bakımdan iyi bir biçimde ortaya konmasına bağlıdır. Kuşkusuz Kudüs’ün İslam’la tanışması ve irtibatlandırılması hem ilk kıble olması, hem de Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Miraç mucizesiyle gerçekleştirilirmiştir. Miraç hadisesinden önce Beytü’l-Makdis olarak bilinmesine rağmen, Kuran-ı Kerim’de burasının Mescid-i Aksa olarak ifade edilmesiyle birlikte, İslami bir anlam kazanmıştır. Yahudi tarihinde Jerusalem olan şehrin ismi de İslamiyet’ten sonra, el-Kuds veya Kuds-i Şerif olarak adlandırılmaya başlamıştır. Hz. Ömer’in (ra) Kudüs’e giderek, 638 yılında Hristiyanlardan bizzat şehri alması, İslam tarihi açısından önemini ortaya koymaktadır.
Bu tarihten itibaren Osmanlı döneminin sonuna kadar, aradaki Haçlı hâkimiyeti dışında Kudüs, kesintisiz olarak İslam devletleri ve hanedanlarının yönetiminde kalmıştır. İslam sanatı Kudüs’te Suriye’de kurulmuş olan Emevilerle birlikte, görünür olmaya başlamış ve İslam mimarisinin ilk anıtsal yapıları buraya inşa edilmişlerdir. Bunu takip eden Abbasi, Fatimi dönemleri ile Haçlılardan alınmasından sonra Eyyubi, Memluklü ve Osmanlı dönemlerinde de Kudüs ve Mescid-i Aksa’da yapılaşma devam etmiştir.
Eski Kudüs şehri, güney doğusunda yer alan Mescid-i Aksa’yı da içine alan, etrafı Osmanlı döneminde surlarla çevrilmiş olup, içerisi Müslüman mahallesi, Hristiyan mahallesi, Ermeni mahallesi ve Yahudi mahallesi olmak üzere dört kesime ayrılmıştır. Bunlara ait mabetlerle her din ve inancın en üst düzeyde temsil edilmesi sağlanmıştır. Hz. Süleyman mabedinin ve onu takip eden Herod tarafından yenilenen II. Mabed’in de yıkılması ve yok edilmesi sonrasında, Roma tarafından pagan Jüpiter Tapınağı inşa edilen ve bu da terk edilince yıkıntı şeklinde kalan Beytü’l-makdis, İslamiyetten önce Kudüs’ü yeniden şekillendiren Hristiyan Doğu Roma tarafından rağbet edilmemiştir. Bu da Kudüs’ü ziyaret ettiğinde Hz. Ömer tarafından dikkat çekilen, temizliği ve ilk mescidin buraya inşa edilmesi sağlanan Mescid-i Aksa’yı Küdüs’teki İslam mimari sanat eserlerini üzerinde barındıran ve adeta yeniden inşa edilen bir mekân haline getirmiştir.
İslam tarihinin seyri içerisinde her dönem ayrı ve dikkat çeken eserleriyle karşımıza çıkmaktadır. Kudüs’teki İslami yapılar üzerinde taşıdığı üslup ve estetik özellikleri ile yapıldıkları dönemin farklılıklarını da açıkça belli etmektedir. Buradaki eserlerde tatbik edilen Emevilerin mozaik süslemeleri, Eyyubi ve Memlüklerin taş tezyinatı ile Osmanlıların çini süslemeleri bunu ortaya koymaktadır. Bunlar yapılırken bazen siyasi gücün en üst noktada sanat ve mimari eserleriyle temsil edildikleri gözlemlenmektedir. Emevi Halifesi Abdülmelik, Kudüs Fatihi Eyyubi Hükümdarı Selahaddin Eyyubi, Memluklü Sultanı Kayıtbay ve Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman gibi. Tevhidi ve semavi dinlerin en son temsilcisi olan İslam dini,; içerisindeki Kâbe yani Mescid-i Haram ile Mekke, Ppeygamberimiz’in (as) hicret ettiği içerisinde Mescid-i Nebevi’yi barındıran Medine ve Mescid-i Aksa ile Kudüs kutsal şehir ve belde kabul edilmiş ihya ve inşa faaliyetleri ile her dönemde önemsendikleri gösterilmiştir.
Bu çalışmada Kudüs’te İslam sanatları açısından her dönemde öne çıkan yapılarla bunların üslup ve sanat özellikleri ile estetik yapısı vurgulanacaktır. Şüphesiz Kudüs ve Mescid-i Aksa birçok açıdan ele alınmış ve incelenmiş olup, bunlar yerli ve yabancı yayınlarda konu olarak işlenmiş ve yayınlanmıştır. Emevi döneminden Osmanlı dönemi sonuna kadar toplam 190 civarında İslami dönemlere ait yapı tespit edilmiş olup, bunlardan sanat eseri olma özellikleri taşıyan örnekler üzerinden değerlendirme yapılacaktır.
Kudüs’teki İslam sanat eserleri, taşıdıkları üslup ve estetik özellikleri ile yapıldıkları dönemin güzelliklerini açıkça ifade etmektedir. Buradaki eserlerde kullanılan malzeme ve üslup İslam kimliği ile birleşerek, sanat ve mimariyi en üst noktaya taşımıştır. Böylece tevhidin son temsilcisi olan Müslümanlar, Mekke ve Medine gibi, Kudüs’ü kutsal belde kabul ederek, şehri ihya ve inşa faaliyetleri ile önemsedikleri göstermişlerdir. Ancak bütün olarak bu faaliyetleri ele aldığımızda ihtişamdan tevazuya uzanan bir süreç olduğunu görmekteyiz. Halife Abdülmelik, Kubbetü’s-SahraKubbetü’s-sahra’yı Ttapınak Ddağı üzerine Süleyman Mabedi’nin ihtişamını aratmayacak şekilde yaptırırken, Sultan Süleyman Kudüs sokaklarına tevazu göstergesi olarak, kendi adına çeşmeler yaptırmıştı.
Şüphesiz Kudüs şehri ve Mescid-i Aksa’nın tanınması ve bilinmesi; sanat ve mimari ile din arasında ilişki kurulmasını kolaylaştıracaktır. Bu İslam dini açısından da geçerli olan bir durumdur. Yani İslam medeniyetinin bıraktığı izler, Kudüs’te İslam mimari ve sanatının takip edilebilmesini sağladığı gibi, anlaşılmasına da yardımcı olmaktadır. Ancak bunu bizim anlamamız biraz daha zaman alacak gibi gözükmektedir. Yeterince üzerinde düşünmediğimiz ve araştırmalarımızı sağlıklı yürütemediğimiz için, İslam coğrafyasının birçok yerinde olduğu gibi, Kudüs’le ilgili de sıkıntılarımız bitmeyecektir.
KısacasıKubbetü’s-sahra anlaşılmadan Mescid-i Aksa; Mescid-i Aksa anlaşılmadan Kudüs; Kudüs anlaşılmadan İslam coğrafyası anlaşılamayacaktır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Kültür Turizmi - 1 Aralık 2020
- 26 Kasım 2020
- 24 Kasım 2020
GÜZELSU - 19 Kasım 2020
Hoşap - 10 Kasım 2020
- 3 Kasım 2020
- 30 Ekim 2020
- 27 Ekim 2020
Hoşap - 22 Ekim 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ