Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

ATATÜRK VE TÜRK KADINI

MUSTAFA ALİ KASAP

MUSTAFA ALİ KASAP

Yıl 1916. Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaverini çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? “Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestîsini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak.Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki, sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa Kemal’in aklına. Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası, değil ATATÜRK’Ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır. Ülkelerin savaşları olmuştur ama top yekûn savaş örneği ilk defa Kurtuluş Savaşında görülmektedir.   

Kadın efelerimiz,    Çete Ayşe,    Çiftlikli Kübra,    Ayşe Çavuş,    Türk Amazonu Gördesli Makbule, Kara Fatmalar    canlanıyor şimdi tuvallerimde.Çete Ayşe, kadınlar ve genç kızlardan oluşturduğu çetesiyle unutulmaz bir halk kahramanıdır. Eşinden yadigâr kalan elmas küpeleri satıp tüfek satın almış; genç kız ve kadınlardan oluşturduğu çetesiyle Yörük Ali Efe’ye katılır. Kurtuluştan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın taktığı    istiklal madalyası    elmas küpelerden daha onurlu duruyor artık Çete Ayşe’nin göğsünde…On altı yaşında bir Türk kızı,    Çiftlikli Kübra. Annesini küçük yaşta yitirmiş.     Aydın’a Yunanlıların girdiğini duyunca, babasının tüfeğini alıp Çete Ayşe’ye katılır.

Bu küçük genç kızımız, yirmi bin efenin, gönüllünün, yurtseverin kahramanca savaştığı cephede bir yıl, üç aysavaşmıştır.O Bir Türk Amazonu,Aşk bir efenin yaşama itirazıdır. Susarsa çatışma, Konuşursa savaş,Yazarsa destan, Severse ihtilal olur.

Ve olan olmuş Manisa Gördes’te Halil Efe Makbule’yi sevmiştir. Bu güzeller güzeli yörük kızı da gönlünü efeye kaptırmıştır. Türk amazonu denilen güzel Makbule güzel yurdumuzun düşman tarafından işgaline dayanamamış eşi ve yiğit efelerle birlikte dağa çıkmıştır. Ayağında körüklü çizmesi, elinde filintası külot pantolonu ve kara ceketinin üstüne çapraz fişekliği ve oyalı kalpağıyla kır atının üzerinde göğüs güğüse çarpışmıştır düşmanla..Ne var ki Türk Amazonu Gördesli Makbule     bir şafak vakti, hain bir kurşunla vurulup düşüyor yere. Al kanını akıyor kutsal toprağa. Elleriyle deşeledikleri toprağa kanlı elbisesi ve çizmesiyle gömüyorlar Türk Amazonunu…Yapılan bu savaşımda kadınlarımızın sergilediği kahramanlıkların bir benzerini tarih kaydetmemiştir.

Hele,    Nene Hatun    ve etrafındaki kadınların ellerindeki kazmalar, baltalar, kamalarla düşmana yiğitçe cengâverce karşı koymaları yok mu? Bu yiğitlik ve kahramanlık, ancak ve ancak Türk kadınına has bir şeref olup, değme erkeklerin bile gösteremeyeceği bir fedakârlığın eseridir.

SENİ YAKANI BEN DE YAKACAĞIM

Yıl 1877 aylardan Kasım. Erzurum Aziziye Tabyası derin uykuda. İki Ermeni köyünden gelen çete gurubu sinsice tabyaya sızıyor. Yataklarında yatan askerlerimiz şehit ediliyor. Ardından Rus kuvvetleri gelip Aziziye Tabyasına yerleşiyor. Minarelerden “Moskof Aziziye’ye girdi.” sesleri duyanların içini yakıyor. Erzurum’un kenar mahallesinde gösterişsiz küçük bir köy evinde 22 yaşında taze bir gelin. Bir gün önce savaş boyundan gelen yaralı ağabeyi kucağında son nefesini veriyor. Minareden kulağına yankılanan ses taze gelinin yüreğini ateş gibi yakıyor.Ağlayan üç aylık bebeğini emzirip uyuttu. Usulca beşiğine bırakırken:“Seni bana Allah verdi. Seni yine Allah’a emanet ediyorum.”Şehit kardeşinin henüz sıcak alnından öptü. Sesi kin ve nefretle gökleri yırtarcasına inletti.”Ant olsun ki; seni yakanı ben de yakacağım.”

22 -23 yaşlarında dünyalar güzeli taze gelin şehit ağabeyi ve beşikteki bebeği bırakıp, kaptığı satırı havada döndüre döndüre yalınayak kadınlı erkekli koşan kalabalığa karışıp, çılgınca Tabyaya doğru koşuyor. Ellerindeki ilkel silahlar ölüm kusan uzay çağının korkunç aletlerine dönüşüyor. Yalınayak cam kırıkları harmanında koşturup acıyı duymayan, ellerinde közler ateşler taşıyan gizil kuvvete sahip yaratıklara dönüştü her biri. Hiç bir acıyı hissetmiyorlardı. Rus askerlerini kurşunlarını elleriyle tutuyorlardı sanki. Ve iki bine yakın düşman öldürülmüş, Aziziye kurtarılmıştır.

Nene Hatun üçüncü ordu tarafından kendisine armağan edilen evde gözyaşlarını silerken boğazında bir şeyler düğümleniyordu.

ONBAŞI HALİDE EDİP

Yıl 1919, Mayısın 19 u. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı gün. Güzel İzmir’in Yunan askeri tarafından işgaline karşı çıkmak için Türk Ocakları İstanbul’da büyük bir miting yapıyor. Beş konuşmacıdan ikisi kadın ve Halide Edip konuşmacılardan biri. Yer Fatih Meydanı, yetmiş seksen bin kişilik bir kalabalık. Türk Bayrakları ve siyah tüllerle kaplı kürsüye tekbir sesleri arasında genç bir kadın çıkıyor. Kararlı, iri gözlü ufak tefek Türk kadını beyaz tenli Halide Edip o gün karalar giymiş:“Bu gün en kara günümüzü yaşıyoruz. Ama sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç karanlığı yırtacağız. Ümit dolu ışık dolu bir sabah yaratacağız.”

BİR GÜN SONRA. 20 MAYIS 1919.

Doğanlılar Meydanı. Asri Türk Kadın Birliği adına genç bir bayan heyecan ve coşkuyla dalgalanan kalabalığa adeta kükrüyor:“İşte hayatı ruhu Türk olan İzmir’i bu gün Yunanlılar aldılar. Yarın İstanbul’u da isteyecekler. Sesiz boynu eğik mi yaşayacağız? Buna isyan ediyor ve hayır diyorum. Ve biz kadınlar en öndeyiz.Üç gün sonra.22 Mayıs 1919.Yer Kadıköy Belediyesi önü. Cengâver bir Türk kadını mitingde yirmi bin kişiye sesleniyor:“Heyecanımız kanlarımız söndürülse bile göğsümüz var. Orada düşman korkusuz yaşayamaz. İzmirsiz Anadolu ruhsuz ceset gibidir.”Dört gün sonra.23 Mayıs 1919.Yer Sultanahmet. Yüz bin kişi birbirine kenetlenmiş. Halide Edip karalar içinde, siyah tüllerle örtülmüş kürsüden haykırıyor:“Kardeşlerim. Evlatlarım. Ben dünyanın öbür ucunda at süren yenilmez Müslüman Türk tarihinin mutsuz kızıyım. Bu gün de dünkü kadar kahraman talihsiz Türk Milletinin anasıyım. Evlatlarım… Öyle bir gün olur da bir daha toparlanamazsak, içimizde ölenler olursa Türkün bağımsızlık bayrağı ile mezarı üzerine geliniz. Benimle birlikte yemin ediniz. Türkün hakkını özgürlüğünü alıncaya kadar hiç bir korku ve hiçbir güçlük önünden kaçmayacağız. Yemin ediniz.Kalabalıktan sıkılmış yumruklarla vallahi sesleri göklerde uçuşan kuşları dağıtıyor.

Ufak tefek, iri gözlü, beyaz tenli kendine güvenli görünüşüyle Halide Edip sert yürüyüşle kürsüden haykırıyor. Konuşmanın etkisiyle yürekleri kabaran kadınlar ağır ağır kürsüye yaklaşıp açılan bohçanın içine paralar dolduruyorlar. Parası olmayanlar bileziklerini yüzüklerini küpelerini çıkarıp bırakıyorlar.İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırmak için kurulan Gizli Karakol örgütünde yer alan Halide Edip, İnönü zaferinden sonra Kızılay aracılığıyla cephede Eskişehir’de asker hastanesinde hasta bakıcı olarak görev yapar. Onbaşı rütbesiyle taarruza katılır. Çavuşluğa kadar yükselir. En çok kendisine Halide Onbaşı diye seslenmelerini seviyor. Kurşun yağmuru altında savaş boylarında yaralılar arasında dolaşan Onbaşı Halide, Mustafa Kemal Paşa’ya 28 Ağustos akşamı gururla yazdığı raporunda şöyle diyor: Düşman savunma korunakları tümüyle ele geçirilmiştir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
- 18 Ocak 2021
- 4 Ocak 2021
- 28 Aralık 2020
- 21 Aralık 2020
- 14 Aralık 2020
- 7 Aralık 2020
Kafamın içi - 30 Kasım 2020
- 23 Kasım 2020
“Gülün Dikeni” - 16 Kasım 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ