Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

Mustafa Solak Tarihçi Yazar

Mustafa Solak Tarihçi Yazar

Çanakkale destanında Türk milletinin, askerinin, İttihat Terakki’nin, Atatürk’ün payıDeniz Savaşları öne çıkarılarak adeta kara savaşları ve bu savaşlarda kahramanlaşan Atatürk görmezden gelinir.

Çanakkale Savaşı’nda Atatürk’e yönelik uydurmalarda iki kesim var. İlki Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden rahatsız olanlar. İkinci kesim kendilerini millet değil ümmet olarak görenler. Bu uydurma ve hurafeleri biri savaşın başarısına dolayısıyla Mehmetçik’e diğeri Atatürk’e yönelik olarak ikiye ayırmak mümkün

küçümsenerekhurafele Bu iddiaların esası Türk Milleti’nin, askerinin vatan kaygısının yerine din kaygısının ağır bastığını veri almaları ve bunu bilim dışı olan olaylara bağlamalarıdır. Sonuç olarak bu iddialar savaşın asıl başarısını Türk Milleti’nin, Mehmetçik’in cesaretinde değil başka hususlarda aramaktır. Bu iddial,Bu, sonuçtan hareket eden bir anlayış. “İstanbul’un işgali Çanakkale Savaşı’ndan dolayı olmuş” algısına neden oluyor ama İstanbul’un işgal tarihi 16 Mart 1920. 1915’ten 1920’ye beş yıl var. Beş yıl içindeki olayları, savaşları, dolayısıyla padişah ve İstanbul Hükümetlerinin teslimiyetçi tutumunu irdelemiyor. İstanbul işgal edildiyse bu Çanakkale Savaşı kazanıldı diye değil, Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla teslimiyetçi tutumu benimseyen padişah ve İstanbul Hükümetleri nedeniyledir. Aksine Çanakkale zaferi bu işgali geciktirmiştir. Yoksa “geciktirmeselerdi daha iyi” mi demek istiyorlar?ardan bazılarını gösterelim. devreyesokVatan, millet, bayrak sevgisi, dini inanç gibi manevi değerlerin başarıda rolü vardır. Bu duygu ve inançlar açıklanamasa da motivasyon, cesaret kaynağıdır. Fakat açıklanamayan her şeye “bilimsel değildir” diyerek yabana atılamaz. Vatan, millet sevgisinin, dini inancın cephedeki yansıması haricinde elle, gözle tutulur kanıt getirme durumumuz yok. Çünkü bunlar duygu, değer ve inanç alanına giriyor. Bu sebeple belirttiğimiz türde manevi değer ve güçlerin varlığına yönelik itiraz getirmeyeceğiz. Ancak kanıtlanabilir hususlar konusunda açıklanamayan şeylere pekala “hurafe” veya “uydurma” diyebiliriz. Burada ele alacağımız husus bunlardır. Örneğin cephede bir bayram namazı öncesi bulutların namazdaki askerlerin üzerini kaplayıp görünmelerini engelleyerek adeta onları koruduğu ve düşmanın görmesini engellediği, yükselen kelime-i tevhid sesleriyle İngiliz ordusundaki Müslüman askerlerin Müslüman Türklerle çarpıştığını anladığı ve bunun üzerine isyan çıkarttıklarına ilişkin hikayeye, hemen “hurafe” diyemiyoruz. Gerçekten de sisli bir havada bir bulut, perde görevi görmüş olabilir. Anlatan da bunu Allah’ın lütfuna bağlayabilir, abartılı veya eksik anlatabilir, yanlış gözlemleyebilir.  Herkes bir yere bakarken gördüğü şeyi aynı şekilde anlatmaz. Kendi bilgisine, algısına, duygu ve inancına uygun şekilde anlatabilir. Bunu her insan yapar. Kimi buna totem der, kimi astroloji, kimi psişik güçler, kimi din. Sonuçta bunlar motivasyon kaynağıdır. Bilimsel olarak kanıtlamaz; inanıp inanmamayla ilgilidir. Albay SirBeauchamp komutasındaki birlik, önlerinin de açık olmasından istifade ederek arka ve yanlarındaki birliklerle irtibatı koparmış ve 60. Tepeyi ele geçirmek için ilerlemeye devam etmekteydi. İşte 267 kişilik bir birliği durduracak hiçbir kuvvetin bulunmadığı sırada artık tabiatüstü hadiseler devreye girecekti. Bir milletin bin yıldır verdiği bir mücadele ile varını yoğunu ortaya koyduğu bir davada, o davanın sahibi, onları başıboş bırakmayacaktı. Düşmanın hedeflediği tepenin tam üzerinde gri renkli bir bulut onca rüzgara rağmen kıpırdamadan bekliyordu. Her şeyin rüzgar ile yer değiştirdiği sırada bu bulutun kıpırdamadan böylece beklemesi akıl alır şey değildi. Birliğin son askeri de bulutun içine girinceye kadar değişen hiçbir şey olmadı. Son asker de bulut tabakası ile kaplandıktan sonra yükünü almış bir vagon gibi, gemi hareket ederek yükselmeye başladı ve gökyüzündeki diğer bulutların yanında yerini aldı. Sonra da şaşırtıcı bir şekilde rüzgarın aksi istikametinde yol alarak gözden kayboldu. Çanakkale Savaşı sonrasında bu birliğin böyle esrarengiz biçimde ortadan kayboluşu elbette unutulmadı. İngiliz Hükümeti, 1918 yılında, Türkiye’ye resmi bir yazı göndererek kaybolan alayın akıbetini sordu. Ancak aldıkları cevap ilginçti:

‘Türkiye ne onları esir etmiştir ne de ölüm kayıtları vardır. Hiçbir şekilde, askerlerle ilgili bir bilgiye sahip değildir.’”

7 Ocak 1916 tarihli TheEastern Daily Press adlı İngiliz gazetesinde “Bir ormana girdiler ve kayboldular”demektedir. Çanakkale savaşını gözlemleyen yabancı yazar, Türklere saldırmak isteyen birlikten, tepeyi aştıktan sonra haber alınamadığını yazıyor ama kimileri haber alınamama durumunu, “bulut aldı götürdü” demiş gibi yazara maletmeyi uygun görüyor.

19 Şubat-25 Nisan 1915 tarihlerindeki Deniz Savaşında Atatürk, Maydos Bölgesi Komutanı olarak Eceabat Limanı’ndan, Seddülbahir dahil, Morto Limanı’na kadar Gelibolu Yarım Adası’nın batı kıyılarını korumakla görevlendirilmiştir. Düşmanın denizden boğazdaki istihkamları bombalamayı başladığı andan itibaren Atatürk, kıyıları savunmuştur. “Deniz zaferinde Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal hiç yoktur” denemez. Ancak Atatürk’ün esas rolü kara savaşlarının başladığı 25 Nisan tarihinden itibarendir.
Atatürk, düşmanın karaya asker çıkardığı 25 Nisan 1915’ten 10 Aralık 1915’te kadar 8 ay cephededir. İddiada “Ağustos ayına kadar” diyor ancak 21 Ağustos’ta düşmana karşı koyarak İkinci Anafartalar Zaferi’ni kazandırdığını belirtelim. Şunu diyebiliyorlarsa iddialarının dikkate değer tarafı vardır: “Ağustos ve sonrasındaki önemli savaşlarda Atatürk yoktur.Ağustos ayından sonra ciddi bir saldırı veya taarruz yoktur. Sebebi, 21 Ağustos’taki bu zaferdir. Sebebin bu olduğunu, zafer sonrası 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın Kurmay Başkanı olan Fahrettin Altay şöyle açıklıyor:“Mustafa Kemal, 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı.Bu zafer sonrası İngilizlerin ümidi kesildiğinden yeniden büyük kuvvetlerle saldırıya yeltenememişler ve Gelibolu’yu terk etmişlerdir. Atatürk, bütün kritik kara savaşlarında rol almıştır ve düşmanın tahliye olacağını anlaması ve hastalığı yüzünden cepheden 10 Aralık 1915’te ayrılmıştır. Düşman da son askerini 9 Ocak 1916 tarihinde tahliye etmiştir. Fahrettin Altay “Mustafa Kemal’in sekiz ay aralıksız, geceli, gündüzlü yaptığı başarılı savaş” diyerek Ağustos ayından sonra Atatürk’ün olmadığına ilişkin iddiayı boşa çıkarmaktadır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
- 19 Kasım 2021
- 17 Kasım 2021
- 15 Kasım 2021
- 10 Kasım 2021
- 5 Kasım 2021
- 3 Kasım 2021
- 30 Ekim 2021
- 7 Ekim 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ