Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

EĞİTİM-İŞ, DÜN İŞ BIRAKTI

Reklam

Diğerlerini bilemem ama yıllardır üyesi olduğum, bir dönem ilçe yönetim kurulu üyeliğini de yaptığım Eğitim-İş Sendikası üyeleri, dün bir günlüğüne iş bıraktı, meydanlara indi.

Kafalarına göre değil elbette. Yaslara uygun, bunu kendilerinde birer hak görerek, sendikanın Merkez Yönetim Kurulu’nun kararı doğrultusunda tüm yurtta iş bıraktı hem de.

Ses getirmek için iş bıraktı.

Eğitimin ve öğretmenlerin sorununu yeniden hatırlatmak için iş bıraktı.

Öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının tam olarak alınamayan haklarını adamakıllı alabilmeleri için iş bıraktı.

Özlük hakları için, maddi gelirlerinin istenilen düzeye çıkarılması için iş bıraktı.

Öğretmen sınıfta, ders sırasında gelirinin derdine düşmeden dersine konsantre olsun diye iş bıraktı.

Dün meydanlar doluydu. Eğitim-İş üyeleri doldurdu bu meydanları. Basın açıklamaları yapıldı. Öğretmenlerin sorunları dile getirildi.

Diğer sendikalara davet gönderilse de belki aralarında çok azı destek verdi bu eyleme. Oysaki tüm öğretmenlerin hakları içindi bu eylem. Çünkü bu yollarla kazanılacak bir hak ileride sonuçta tüm öğretmenleri kapsayacak. Bu bağlamda elini taşın altına sokanlara ne mutlu.

Sendikalar, daha doğrusu sendikacılık kavramı ülkemizde siyasi düşünce gruplarının ortak toplanma yeri olunca,henüz başından itibaren birlik değilayrılık doğmuş oldu öğretmen sendikaları arasında.

Gerçi bunların bir kısmı 80’lerden önce sendika kavramını öcü gibi görürlerdi ve oldukça uzak dururlardı ama ne olduysa sonradan hızlı sendikacı kesildiler.

Yıllar öncesi sendikanın ‘S’sini ağızlarına bile almaktan çekinenlerin bir kısmıasıl sendikacılık yapanlara yarar ve destekten çok zarar verdiler ve vermeye de devam ediyorlar. Sanki kendilerinin, camialarının değil de başkalarının sözcüsü gibi davranıyorlar. Yaptıkları bu uysal ayrılık ülke genel yönetimin de işine gelince asıl zarar, doğru biçimde, haklı olarak yıllardır haklarını arayanlara, bizlere, bizim gibilere dokunuyor.

Öğretmenlerin gerçekten de maddi gelirleri düşük gelir grubunda yer alıyor. Bu gelirle evi kira olan, tek maaşlı dört kişilik bir öğretmen nüfusu hele hele büyük şehirlerde yaşamını doğru dürüst nasıl sürdürebilir?

Örneğin ortalama bir öğretmen maaşı açıklanan açlık sınırın bir tık üstünde, yoksulluk sınırının yarısı kadar. Örneğin emekli olan bir öğretmen kendi katkısıyla da bağlı bulunduğu Emekli Sandığında biriken emekli ikramiyesiyle bırakın ev almayı, sıfır araç bile alamıyor.

Pek çok öğretmen,ayın 15’inde aldığı maaşına bile bakmıyor, onların yeri zaten çoktan belli. Banknot olarak ellerine bile değmeden sanal ortamda yok şuraya buraya aktar, yok talimat için hesapta para bırak…

Hemen ertesi gününde ise pek çoğunun gözleri kulakları haliyle ek ders ücretlerinde oluyor.

Eğitim-İş’in Ödemiş’te 200, ülkemiz genelinde ise 51.000’in üzerinde toplam üye sayısı bulunuyor. Peki, dünkü iş bırakma eylemine ne kadar üye katıldı diye düşünürsek sanıyorum pek çok üyemiz katıldı. Ancak günlü ek ders ücretini düşünecek kadar işin kırıntı maddi boyutunu düşünenlerle “Ya başımıza bir şey gelirse” diye düşünüp, geride duranlar da yok değildi. Benim güzel kardeşim, değerli meslektaşım, aldığın maaş açlık sınırının bir tık üstündeyse, yoksulluk sınırının yarısı kadarsa, dolar ve altın bazında Cumhuriyet tarihinin en düşük aylık gelirine sahipsen, yeni açıklanan asgari ücret bile halen aldığın maaşa yaklaşmışsa daha bundan kötü başına ne gelebilir ki?Bu ülke bir hukuk devletiyse yüksek mahkemelerin kararları olsun, konuyla ilgili uluslararası sözleşmeler olsun öğretmeni fazlasıyla koruyor.

Düşünüyor musun aynı hükümet döneminde 7-8 Bakan’ın değişmiş, sistem kaç defa değişmiş, sınavlardaki soru biçimleri değişmiş, teknolojik olanaklar sınıflara girmiş ancak değişmeyen tek şey senin gelir düzeyin ve sana bakış açıları olmuş.

Öğretmenlik kariyer planlaması bunca yıldır kimsenin aklına gelmemişse, “Öğretmenler zaten ne iş yapıyor ki” düşüncesinden hareketle, kolayca şikâyet edilebilme bağlamında velinin ya da hiç muhatabın bile olamayacakların eline düşmüşsen, zorunlu yaz ve sömestre tatilin bile birilerinin gözüne batar olmuşsa, yeni aday kardeşlerin fakülte bitirip atanamamışsa, zorunluluktan başka işlerde çalışmak durumunda kalmışlarsa, kanıksanır duruma gelmiş öğretmenin itibarsızlaştırılması son günlerde bir yemek şirketi reklamı televizyon ekranlarına kadar düşmüşse,soruyorum sana “Öğretmenin başına daha bundan kötü ne gelebilir?” Nerede kaldı senin itibarın, kariyerin, kutsal mesleğin? Belirli bir kesim tarafından hatırlanan, yalnızca yılın belirli bir gününe sıkıştırılmış göstermelik tarihlerde kalmıştır belki de kim bilir.

Köy Enstitülü yazar, öğretmen sendikalarının emekçilerinden Fakir Baykurt ne güzel,ne anlamlı söylemiş:

“Öğretmen el açmaz, boyun eğmez, ders verir.”

Bizler, öğretmen camiası olarak hakkımızı sonuna kadar koruyarak, isteklerimizi yasal yollardan dile getirerek, duyarlı ve vefalı yaşam felsefesini, özgüvenli biçimde, vicdan sahibi birer insan olarak Atatürk ilke ve devrimleri bağlamında dün olduğu gibi bugün de yarın da ders vermeye devam edeceğiz.

Bak yine ders zilin çaldı. İyi dersler öğretmenim, iyi dersler!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ