Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

YENİ YIL MÜJDELERİ

ESAT ERÇETİNGÖZ

ESAT ERÇETİNGÖZ

Kula Belediye Başkanı Hüseyin Tosun, yeni yıl dolayısıyla yayınladığı mesajda 2021 yılında yaptıkları çalışmalarla 2022 yılında gerçekleştirecekleri projeleri değerlendirdi.

Kula Belediye Başkanı Hüseyin Tosun, yeni yıl dolayısıyla yayımladığı mesajında, birçok sarsıcı ve sıkıntılı badirenin yaşandığı 2021 yılında, tüm zorluklara rağmen Kula adına önemli projeleri hayata geçirdiklerini belirtti.

Kula’nın 2018 yılında yeni hizmetlerle buluştuğunu belirten Kula Belediye Başkanı Hüseyin Tosun, mesajında ; “Geride bıraktığımız 2021 yılında bölgemiz ve ülkemizde yaşanılan çeşitli zorluklar ve sorunlara rağmen ilçemizi daha iyi noktalara ekonomik kalkınma hamlelerinden sosyal yaşama, toplu konuttan ulaşıma, çevreden sağlığa, spordan sosyal hizmetlere varıncaya kadar birçok alanda önemli adımlar attık” ifadeleri kullandı.

“2021’DE DE BAHANE DEĞİL HİZMET ÜRETTİK”

2021 yılı içerisinde tüm zorluk ve sıkıntılı geçen süreçlere rağmen üretken belediyecilik anlayışıyla çalışmalarını sürdürdüklerini vurgulayan Başkan Tosun; “Bu yılın son çeyreğinde yaşadığımız ekonomik sıkıntı sürecinde vatandaşımızın yükünü hafifletme maksadıyla Ekim ayından itibaren Halk Ekmek üretim ve satışına, Aralık ayı başından bu yana da tanzim un satışlarına devam ediyoruz. Kula Halk Ekmek olarak şu an günlük üretimimiz 1200 ekmek, yeni yıldan itibaren üretim kapasitemizi arttıracak gerekli tesisleşmelerin çalışmalarına da başladık.” dedi.

“TEKSTİL’İN YENİ JÖNÜ KULA OLACAK”

İlçenin ekonomik kalkınmasını sağlamak için önceliklerinin istihdam alanlarını genişletmek için büyük çaba harcadıklarının altını çizen Başkan Tosun; “İlk olarak başlattığımız tekstil projesi, ardından bebek maması fabrikası, şimdi de Ağartıoğlu Deri ile imzaladığımız istihdam işbirliği protokolü kapsamında 400 kişiyi iş sahibi yapacak deri tekstil üretim faaliyetleri Ocak ayında başlayacak.  Kula Deri İhtisas ve Karma OSB altyapı uygulama projeleri onaylandı. 2022’nin ilk altı ayına kadar OSB’de ilk kazmayı vurmayı hedefliyor ve parsel satışlarına başlıyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kalkınma Ajansı ile hazırlık ve proje aşamalarını tamamladığımız yaklaşık 20 Milyonluk yatırımla 10 bin metrekare kapalı alan ve bin kişinin üstünde Kulalıya istihdam sağlayacak yeni bir tekstil fabrikasını daha 2022 yılı içerisinde ilçemize kazandıracağız.”mesajını vermiştir

“2022’DE KULA’MIZA HİZMET YILI OLACAK”

2022 yılının da tıpkı 2021 yılı gibi verimli geçeceğine inandığını söyleyen Başkan Tosun; “2021 yılında projelendirdiğimiz, temelini attığımız birçok projeyi de tamamlayarak 2022 yılında Kula halkının kullanımına sunacağız. Tarihi Çarşı, Zafer Okulu, Emre tarihi hamam restorasyonları, Zafer Sokak, Mustafa Şapçı Sokak Sağlıklaştırmaları, 17 Mahalleye Sosyal Çatı etkinlik alanları, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte yürütülen Gençlik Kampı, Şehir Stadı, Binicilik Tesisi, kırsal mahallelere basketbol, voleybol, futbol sahaları, Jeopark Ziyaretçi Merkezi,  Yeni Pazaryeri  gibi birçok yatırımı tamamlayarak Kula halkının kullanımına sunacağız. Editörlüğünü Doç. Dr. Cenker Atila ve Uzman Arkeolog G.ElifGirginer’in yaptığı  “Antik Çağdan Günümüze Parfüm” kitabı yayınlandı.

Çok yakında imzaya açılacak kitabı merak edenler için önsözünde yer alan kısa bir değerlendirmesini Girginer’in kaleminden aynen sunuyorum.

Antik çağlardan günümüze parfümün gelişimini konu alan bir belge niteliğinde kitap hiç kuşkusuz kitap raflarındaki yerini alacaktır.Kutluyorum. Okuru bol olsun….

“Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anda, annemiz şefkatli kollarıyla bizleri sararken karşılıklı olarak kokumuzu içimize çeker ve ömür boyu sürecek olan sevgi bağının ilk düğümünü atmış oluruz.

İnsanoğlunun beş duyusundan en gelişmiş ikinci duyusu ‘koku alma’ duyusudur. Bu duyumuz aynı zamanda hatıralarımızın da en güçlü tetikleyicisidir. Algıladığımız bir koku bizi en mutlu olduğumuz ana ya da unutmak istediğimiz bir anıya saniyeler içinde götürebilir.

Hayvanlar için de koku algısı hayati bir önem taşır; kimi zaman bir tehlikeden korunmak, kimi zaman çiftleşmek, kimi zaman da sürü içindeki yavrusunu bulmak için koku duyularını kullanırlar.

Kötü bir kokudan nasıl kaçıyorsak, güzel bir kokuyu içimize çekmek de bir o kadar hoşumuza gider. Güzel kokan çekicidir, caziptir. Üreme, bolluk ve bereket mevsimi olan ilkbaharda açan çiçekler, güzel kokularıyla kendilerine çektikleri arılar vasıtasıyla üremeleri için gerekli döllenme işini yaparlar. Yani kokunun cinsellikle yakın ilgisi olduğu da bilinen bir gerçektir.  

Pek çok uygarlıkta bedenin öz kokusunun güçlü bir afrodizyak olduğu kabul edilir. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart seferde olduğu bir gün eşi Josephine’e şöyle bir mektup yazar: “Yarın akşam Paris’e dönüyorum, yıkanma.” İşte Napolyon; eşine, eşinin teninin öz kokusuna duyduğu hasreti bu cümlesiyle çok net bir şekilde belirtmiştir.

Güzel kokuya eylem, insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle MÖ 4000’li yıllardan itibaren; Mısırlılar, İsrailoğulları, Asurlular, Yunanlılar, Romalılar, Çinliler, Hintliler ve Araplar “kokuyu” günümüz değimiyle “parfümü” kendilerine özgü biçimlerde etkin olarak kullanmışlardır.

Genel tanımıyla kokunun kaynağını teşkil eden; bitkisel, hayvansal ya da diğer doğal kaynaklardan elde edilen maddenin damıtılarak konsantre halinin elde edilmesiyle oluşan; uçucu yağlar, aroma bileşikleri, sabitleyici ve çözücü karışımından elde edilen “parfüm”  uzun süre kalıcıdır ve maliyeti de yüksektir. (Örneğin 4 ton gül çiçeğinden, 1 kg. gül yağı elde edilir.)

Etimolojik olarak ise Latince “perfumum” (tümüyle uçucu, duman içinden) kelimesinin kökeninden gelen “parfüm” bir rastlantı sonucu keşfedilmiştir. Güzel kokan ağaçların yakılması sonucunda ortaya çıkan hoş kokuyu işleyerek “parfüm” haline getiren Mısırlılar, bunu tapınaklarında ve evlerinde kullanmaya başlamış, ritüellerinin ayrılmaz bir parçası haline getirmişlerdir. ‘Kyphi’ adını verdikleri bu kutsal parfümün yapımında; aromatik bitkiler ile şarap ve kuru üzüm temelinde hazırlanmış tütsü reçine, kokulu odun ve sakızların katı veya toz halindeki karışımlarını kullanırlardı.

İlk çağlardan beri, böylesine değerli bir sıvıyı korumak ve saklamak insanlar için önem arz etmiş, pişmiş topraktan yapılmış özel parfüm kapları zaman içinde çok farklı formlardan ve malzemelerden yapılır hale gelmiştir.

Mısır’da ölümden sonra, cansız bedene yapılan birinci sınıf merhemlemeritüeli esnasında bolca esans/parfüm kullanılırdı. Bu işlemin parasını ise ancak toplumun en üst sınıfına mensup olan seçkinler ödeyebiliyordu. Bu işlem sırasında, iç organları dışarı alınan ve yerine mürver, sedir vb. kokulu bitkiler doldurulan ölü bedenler mumyalama işlemi sonrasında kauçuk sürülmüş keten sargılarla sarılır ve sonunda, insan gövdesi biçimindeki bir tabuta konulurdu. İkinci sınıf merhemlemeritüelinde ise ölü bedene sedir yağı enjekte edilirdi. Yoksul cenazelerinde ise parfümün yokluğunu kimi zaman lahite resmettikleri parfüm şişeleri ile gidermeye çalışırlardı. Ayrıca cenaze törenlerinin ayrılmaz bir parçası olan cansız bedenin sergileme (prothesis) ritüelinin en önemli unsurlarından biri de parfümlemedir. Sergileme süresince cansız bireyden yayılan kötü kokuları yok edebilmek için ölü bireylerin yatırıldığı, genellikle taştan yapılmış sedir ya da seki denilen klinenin etrafına parfümlü kaplar konulur ve bu kokular zaman zaman ölünün üzerine ve sergi alanına serpilirdi. Özellikle, mersin, defne, sedir ve maydanoz da ölümle ilişkili kokulu bitkiler arasında geçmektedir.

Kutsal ritüellerin mistik bir parçası olan, güzel kokuların tanrılar katından geldiğine olan inancın yanı sıra parfüm bir süre sonra dünyevi işler için de kullanılmaya başlanmıştır. Mısırlılar tıraşlanmış kafalarına taktıkları peruklara, Romalılar ise ellerine geçen hemen hemen her şeye hatta evcil hayvanlarına; köpeklerine, atlarına bile safran gibi değerli esanslardan yapılmış parfümlü kremler sürerler, zengin şölenlerde davetlilerin üzerinde parfüm sürülmüş güvercinler uçururlardı.

Antik Yunan’da ise, bitkisel kökenli aromatik maddeleri ezip yağ haline getirerek parfüm hazırlama işi çoğunlukla kadınların göreviydi. Büyü sanatçıları olarak kabul edilen bu kadınlar farklı formüllerle hazırladıkları bu parfümleri kimi zaman özel ritüellerde, kimi zaman şifa için tıpta, kimi zaman kozmetik amaçlı olarak günlük hayatlarında kullanıyorlardı.

MS 1000 yılı dolaylarında, baharat ve kokulu madde ticaretinin tekeli durumunda olan Arap’lar, parfüm alanında devrimci bir yaklaşımla alkol ile koku özlerini birleştirmişlerdir. Alkolün çözücü gücü Mısırlılar ve Bizanslılar tarafından kısmen bilinse de, modern anlamda ilk parfümü 10. yüzyılda kokulu yağı çiçeklerden damıtarak gül suyu elde etmiş olan tıp doktoru İbn-i Sina’dır.

Osmanlı İmparatoru Muhteşem Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın, her gün 70 gram lavanta yağıyla sadece ayaklarına masaj yaptırdığı ve yürüdükçe geçtiği yerlerin lavantanın ferahlatıcı kokusunu yaydığı, bel bölgesine ise afrodizyak etkisinden ve östrojen hormonunu arttırması sebebiyle gül esansı sürdürdüğü tarihi kaynaklardan günümüze gelen bilgiler arasındadır. Ayrıca gül esansının Osmanlı’dan beri şerbetlerin, güllacın ve muhallebilerin içine konularak tüketildiği de bilinmektedir.

Günümüzde de; havralarda, kiliselerde gezdirilen buhurdanlıklar, yakılan tütsüler, camilerde serpilen gül suları yapılan ibadetin ayrılmaz bir parçası konumundadır.

Tarihin başlangıcında erkeklerin ilgi alanına giren ve tanrılara adak olarak sunulan güzel kokunun yani parfümün, cinsiyeti olmamakla birlikte özellikle 19. yüzyıldan itibaren parfüm kavramı kadınlarla özdeşleştirilmiştir. Ancak günümüzde birbirinden güzel, özel ve değerli parfümler, fabrikaların laboratuvarlarında görevli, çok büyük çoğunluğu erkeklerden oluşan “burunlar” tarafından üretilerek, kadınların beğenisine sunulmaktadır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
- 14 Mayıs 2022
- 23 Nisan 2022
- 29 Mart 2022
- 17 Mart 2022
- 16 Şubat 2022
YENİ YIL MÜJDELERİ - 1 Ocak 2022
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ