Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

BÜYÜKELÇİ GÜLDÜRDÜ

YAŞAR EYİCE

YAŞAR EYİCE

Geçenlerde dikkatinizi çekmeye çalışmıştım.İstanbul’dan sonra İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi bu kez İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret etti, diye,Önemli!’ demiş, görüşlerimi belirtmiştim.

Bugün de bu kez İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Başkan Soyer’i ziyaret etti!

‘Ne var?’ demeyin.Hatta ‘Her gün bir konsolos ya da diplomatik görevlinin ziyaretinden’ de söz etmeyin…

Son uluslararası gelişmelerin eşiğinde bu ziyaretler çok önemli,Değişimin habercisi diyebilirim. Özellikle İngilizler boşuna arka arkaya ziyaretlerde bulunmazlar.

Büyükelçi böyle kısa aralıklarla gelseydi, o zaman daha fazla dikkat çekerlerdi.

İstanbul Başkonsolosunun ne işi olabilir, Büyükelçi’nin arkasından…

Beni ayrıca güldürdü!

Haber şöyle,İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Kenan Poleo, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret etti. Görüşmede kültür, sanat ve turizm alanlarında işbirliği olanakları görüşüldü. Kenan Poleo, Soyer’in elektrikli makam aracını gördüğünü ve çok beğendiğini de söyledi. Kendini ‘sevimli’ göstermek, yakınlaşmak, samimiyet kurmak için başka yol bulamamış..

Halbuki bizim gerçek dostumuz emekli konsolos AnthonyWillyButtigieg’le birkaç dakikalık telefon görüşmesi yapsa, ya da birlikte ziyarete gitseydi, beni güldüren ‘Elektrikli makam aracından’ söz etmeye gerek kalmayacaktı. Başkonsolos Kenan Poleo, İzmir’de bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. İngiltere ile İzmir arasındaki ilişkileri geliştirmek istediklerini belirten Poleo, ‘Türkiye, bizim önemli yatırım ortağımız. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kültür, sanat ve turizm alanlarında işbirliğine hazırız’ dedi.

Kolayı var!3 gün önce bir Latin Amerika Ülkesi İzmir’de ‘kahve festivali’ düzenledi.

Büyükelçileriyle birlikte İzmir çıkartması yaptılar. Herkesle mutluluk görüntülerini paylaştılar.Bir kahvenin 40 yıl hatırı olduğundan’ yani bir Türk atasözünden esinlendiler.

Bu kadar, Söylemedengeçemeyeceğim. Tunç Soyer, ‘Turizmi geliştirelim’ diyen iriyarı başkonsolosa ‘Sizi Yarımadayı gezdireyim’ önerisinde bulundu….

Madem ‘Turizmden söz ediyor’ değil mi, ya?

Eğer bu İngiliz yetkili, samimi ise en kısa zamanda, yani bu ay içinde ne yapar eder İzmir’e gelir ve Yarımadayı gezer Tabii ki bu alacağı talimata ve gelişmelere bağlı…

Bekleyip göreceğiz…Belirttiğim gibi bu ay sonuna kadar gelinirse ‘yakınlaşma’ duygusundan laf edebiliriz…

YAŞAMIN SANATI

Hayriye Erkalkan anımsattı, ‘Dar ayakkabı!’ olayını,Lafı uzatmadan hemen aktarayım, yani paylaşayım.Nazım Hikmet’e bayram için bir ayakkabı almaya karar verirler.

O zamanlarda şimdiki gibi hazır ayakkabı satan bir mağaza yoktur.

Sadece ayakkabı yapan bir dükkân vardır. Oraya giderler. Ayakkabıcı Nazım’ın ayağını bir kartonun üzerine koyar ve iyice basmasını söyler.Daha sonra kurşun bir kalemle ayağının etrafını çizer. Bu karton onun ayakkabı numarasıdır.Günlerce, her çocuk gibi bu ayakkabının hayalini kurar. Babası ona ayakkabılarının siyah ve bağcıklı olacağını söyler.

Nazım’ın ayakkabıları bayramdan bir gün önce gelir.

Ayakkabılar babasının dediği gibi siyah ve bağcıklıdır.

O gün onları giymez.Ayakkabılarını yatağının altına koyar ve arada çıkartıp onu inceler.

O gece onu uyku tutmaz.

Sabah evdekiler uyandığında Nazım’ı ayakkabı kutusu kucağında sandalyede otururken bulurlar.Buradan sonrasını Nazım Hikmet’in ağzından dinlemek sizi daha çok etkileyecektir.’

EVLAT SEVGİSİ

O halde Nazım nasıl anlatıyor ona bir bakalım.Ayakkabımı babam giydirdi.

Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım. Dardı ve canımı yakmıştı; ama bunu babama söylemedim.O ‘Sıkıyor mu?’ diye sordukça ‘Hayır’ yanıtını veriyordum.

‘Dar, ayağımı acıtıyor.’ desem geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.

Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Yürürken artık topallıyordum.

Soranlara ‘Dizimi vurdum.’ dedim; ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

CANIMIZ HEP YANAR

Doğrusunu isterseniz yaşam da ‘dar ayakkabıyla’ yürümektir.Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş.Kimi zaman bir mekân dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre.

Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir,Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.

Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık.Canınız yanar.

Topallaya topallaya gidersiniz.

Sonradan öğrendim; yaşamın, dar ayakkabıyla yürüyebilme sanatı olduğunu…’

SAKIN GÜVENMEYİN

Bir süre önce paylaşmıştım…

Bornova’dan arkadaşım NüvitBelevi ‘Tam zamanı’ diyerek anımsattığı için tekrar ve özetle yazmaya karar verdim.Yıl 1918…Filistinli çeteciler yakalayıp soydukları Türk Yüzbaşının dürbününü ‘işe yaramaz!’ düşüncesi ile kendisine doğru uzatırlar.Yüzbaşı, ‘Hayır!’ der ve ekler.Uzakları gören bu aleti iyi saklayın!Filistin’in önde gelen liderleri, Güney Kıbrıs’ta Rum medyasına ‘Kıbrıs Türkler tarafından işgal altındadır’ demecini vermediler mi?

NüvitBelevi’nin de anlattığı gibi, Filistinli sözde yöneticiler tüm Araplar gibi bizi hep vurmak için eğitilmişlerdir.Avrupa son günlerde ‘Arap Gazeteci’nin İsrail Askerleri tarafından öldürülmesini protesto ediyorlar.Neden?Söyleyeyim; Hristiyan idi de ondan…

Yani bunlar ‘Haçlı ruhunu’ hep içlerinde besliyorlar. Ne Araplar ne de Avrupalıları güvenmemeliyiz…Bunu arada hatırlatmakta yarar var…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
- 10 Şubat 2024
- 7 Şubat 2024
GÜNDEME DAİR - 3 Şubat 2024
- 1 Şubat 2024
GÜNDEME DAİR - 16 Ocak 2024
- 28 Aralık 2023
GÜNDEME DAİR - 21 Aralık 2023
GÜNDEME DAİR - 13 Aralık 2023
GÜNDEME DAİR - 8 Aralık 2023
- 1 Aralık 2023
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ