Reklam
Reklam
Reklam
Ödemiş Kent Gazetesi

DEPREMLE YAŞAMAYI ÖĞREN(ENEME)MEK

AYHAN DAYAN

AYHAN DAYAN

Depremler dünya kurulduğundan bu yana yeryüzünde insanoğluna en çok can kaybı yaşatan doğal afetlerin başında geliyor.

Kısa bir süre önce bilindiği gibi İzmir depremini yaşadık. Depremlerde her can bizim için, insanlık için elbette çok çok önemli. Acaba diyorum 6,6 şiddetinde özellikle Bayraklı’da yerle bir olan o sözde sağlam yapılmış apartmanlar(!) için üzülmeli miyiz yoksa günler sonra göçük altından çıkarılan, aynı depremde annesini kaybetmiş Ödemiş kökenli küçük Ayda için sevinmeli miyiz? Yoksa bu sürekli olarak karşımıza çıkan ibretlik olaylardan önemli dersler mi çıkarmalıyız?  

Aslında depremler başta olmak üzere her doğal afet bizlere önlem almamız bakımından birer işaret, birer ibrettir. Depremle yaşamayı öğrenmemiş ülkemizle, Japonya gibi depremle yaşamayı öğrenenler arasındaki farklara bakınca insanın zoruna giden ne biliyor musunuz? Bizde 6-7 şiddetinde deprem oluyor, yüzlerce ve binlerce can kaybı yaşanıyor; onlarda ise 8-9 şiddetindeki bir depremde adamların buru bile kanamıyor.  

Her deprem sonunda can yakan dizeler yükselir kimilerinden. Tıpkı aşağıdaki dizelerde olduğu gibi…

bıktık süslü sözlerden

ne yazmalı geceye

hüzün mü

öfke mi?

bunca çığlık ve acıda

ne yazmalı yarına

isyan mı

biat mı ?..

zaman aman dilemez

gece -gündüz bilmez

yaşamın en zor yanı…

isyan yazmalı bence

düzenin kahpeliğine

gelmişine

geçmişine

isyan!..

hem de en dibinden…

(Osman Ağaoğlu)

1999 Gölcük / 2020 Elazığ-Malatya / 2020 İzmir

Deprem bölgesinde olduğumuza göre depremle yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Öyle ki bu öğrenmişliği en baştan yerine getirmek ve uygulamak gerekiyor. Bu bağlamda ilk görev yetkililere düşüyor. Zemin etüdü, en azından yasaların elverdiği standartlarda kaliteli ve olması gereken anlamda malzeme kullanma, baştan sona adım adım denetim… Bunları yerine getirdikten sonra 6-7 şiddetindeki depremlerden çok az hasarlar çıkarız evvel Allah. Zaten şiddet 8-9ları bulacak olursa da yapacak bir şeyimiz yok demektir. Ancak biz ne yapıyoruz? Zemin etüdü bir bölgeye bina yapılmasına elvermese de bir şey olmaz rahatlığı ve vurdumduymazlığı içinde kılıfına uyduruyoruz. Cebinde beş kuruş parası olsa da olmasa da bir yolunu bulup sözde müteahhitlere kanıyoruz. Onlar da malzemeden çalarsa, kötü malzeme kullanırsa olacaklara açıkça davetiye çıkarıyoruz. Denetimler binaların yapılışı aşamasında yeteri kadar yapılmazsa, binayı ayakta tutacak kolonlar önüne gelen tarafından ahmakça kesilirse işte ondan sonra deprem olunca vay anam vay. Başa döndürmeyecek bir sürü keşkeler. O keşkeler ki giden o kadar canı geri getirmeyen keşkeler. 

Merak ediyorum, her işte diploma aranıyor, eğitim aranıyor, liyakat aranıyor da doğrudan can riski olan bina yapımlarında yetki üniversitelerin Mimarlık Fakültesi ya da İnşaat Mühendisliği bölümü mezunlarına verilmeyip parası olan eğitimsiz kişilere kadar uzanıyor. İşte durum böyle olunca bu tip sözde müteahhitler ne binayı ayakta tutan kolonun kesilmesine ses çıkarırlar ne de yetersiz ve kalitesiz malzeme kullanılmasına.

Halen oturduğum binanın temeline atılan demirin bağlantısının bittiği sırada binayı inşa eden müteahhitin sözleri hâlâ kulaklarımda:

“Biz daha önce şu temele atılan demirle beş katlı apartman çıkıyorduk.”

Allah’tan 1999 Marmara depreminden sonra deprem yönetmeliği çıkarıldı da bu işi dürüst yapanlar biraz olsun insanları rahatlattı.

Benim bildiğim, aklımın ve irademin gösterdiği önlemin baştan alındığıdır. Bakıyorum ve duyuyorum bizde -ki buna bir dönemde yapılan okullar da örnek- kimi yapılarda sonradan kontrolcüler geliyor, bina sağlam yapılmış mı yoksa yapılmamış mı? İyi de kardeşim bunların içinde yıllardır insanlar yaşıyor, bir şüphen varsa o zaman ne diye zamanında kontrol etmedin? Hani derler ya balık baştan kokar diye. Öteden beri alışılagelmiş bir düzen var, ilginç:

Sen inşaat için ihale aç. Bana en ucuza kim mal eder, de. Ondan sonra da deprem masalı anlat, acıları paylaş. Var mı böyle bir düzen, var mı böyle bir dünya Allah aşkına. 

Bir sosyal medya paylaşımcısı Selahattin Bilici kendince bir başka yorum getirmiş:

“Koskoca profesör çıkmış, deprem konusunda her şeyi devletten beklemeyin diyor. Sayın profesör ben en fazla deprem çantamı hazırlarım. Yaşam üçgenimi kurarım. Sarsıntı bitince dışarı çıkarım. Siz benden ne bekliyorsunuz? Zemin etüdü mü yapayım? Kaçak çıkılan katları mı yıkayım? İmar affı ile verilen tapuları mı iptal edeyim? Toplanma alanlarına yapılan AVM’leri mi kaldırayım? İmar planı mı hazırlayayım? Binaların sağlamlığını mı denetleyeyim? İnşaatları gezip depreme dayanıklı mı diye kontrolde mi bulunayım? Kim yapacak bunları? Ayıp yahu. Azıcık bilim insanı sıfatı taşımanın hakkını verin…”

Demek ki bu durumda devletimizin deprem konusunda öncelikle görev alanı bir hayli kapsamlı…

Öte yandan son ayların iki önemli gündem maddesi Covid-19 salgını ve depremler. Falına bakılarak koparılan sonra da atılan papatya yaprakları gibi ikisi de solgun. Bunlarla yaşanması ne kadar zor gelse de öğrenmek zorundayız.

Depremdençok yönlü zarar görmeyeceğimiz sağlıklı günlere…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ